İSRAİL KANLA GELDİ, KENDİ KANINDA BOĞULUP GİDECEKTİR
Dünyanın baş belası Siyonist Terör Devleti, son zamanlarda iyice azıttı. Bu azgınlığın sonucunda da, müttefiki sayılan Türkiye gibi büyük bir ülkenin de tepkisini almıştır ve sanırım bu terör devleti, artık Türkiye?nin dost ve müttefik olup olmamasını önemsemiyor. Çünkü yaptıkları ortadadır. Her yaptığı yanına kalan bu gayri meşru terör devleti, Türkiye?nin; Davos?taki One Munite ile başlayan süreçteki tepkisinin tek sorumlusudur. Çünkü kundaktaki bebekleri öldüren, çocuğu babasının kucağında şehit edecek kadar canileşen, kadın, çocuk ve yaşlı demeden toplu katliamlar yapan ve cüretkârlığını arttıran bu katiller sürüsü; Türkiye gibi barışsever bir ülkenin infial halinde tepkisini almıştır. Bu adımdan sonra Türkiye?nin İsrail ile ilişkilerinin, eskisi gibi düzene girmesini beklemek; hayalperestlik olur. Siyonist Çete Devleti, devlet terörü estirmede alenen kudurmuştur. Hiçbir hak hukuk tanımayan saldırıları, uluslar arası sularda dahi boy göstermiştir. Bunun sonucunda da ileride katlanmak zorunda kalacağı zararları görecektir ve Türkiye ile ilişkilerinde dönüşsüz bir girdaba girmiştir. Bu ilişkilerin bozulmasının sorumlusu da yine Siyonist İsrail Çete Devletidir.
Türkiye-İsrail ilişkileri artık dönüşü olmayan bir dehlize girmiştir. İsrail; bundan böyle kendini yırtsa da düzelmeyecektir. Türkiye nin öncü gibi hareket etmesi; bazı Arap ülkelerinde olumlu karşılanırken, bazılarında gizliden gizliye tepki doğurmuştur. Araplara lider olmak isteyen bu Arap yöneticiler; Türkiye nin bu tutumundan rahatsızlık duyuyorlardır. Tecrübeli eski Büyükelçilerden Sayın İlter Türkmen de bir TV de yaptığı konuşmada bunu açıkça dile getirmiştir. İsrail?in pervasızlık ve cüretkârlığı da Arap yöneticilerin hainliklerinden kaynaklanıyor ve arkasında Uluslar arası Yahudi para babaları ve İslam düşmanları emperyalistler vardır. İşin kaynağı ise; bugün İsrail in başında, 1940?ların terörist çete yöneticilerinin bulunmasıdır. Bu çete devletinin çete üyesi ve katil yöneticilerin iktidarları da uzun sürmeyecektir. Yeter ki Müslümanlar Kur?an?ı Kerim ve Peygamber a.s.v.?ın sünnetleri doğrultusunda yaşasınlar. Siyonist Çete Devleti er geç yerle bir olacaktır. Ama bu şuurlu ve imanlı Mü?min?lerin eli ile olacaktır. Saltanat korkusu ve münafıklık yapan Arap yöneticileri eli ile olmayacaktır.
Türkiye?nin şu anda ve zamanlaması açısından bir savaşa girmesi bence gereksiz bir davranıştır. Ama hem Siyonist İsrail Çete devletinin yöneticileri, hem de dünya emperyalistleri; bunun susmamız anlamını da taşımayacağını iyi bilmelidirler. Arapların 1967 ve 1973 savaşlarından sonra, bir tırsama ve nekahet devresine girdikleri de gerçek olmakla birlikte; yöneticilerinin kukla durumunda olmaları ve öncelik olarak koltuk saltanatlarını düşündükleri bir geçektir. Bazı Arap yöneticilerin, el altından Siyonist çete devletine destek verdikleri de inkâr edilemez. Çünkü Lübnan da Hizbullah?ın, Filistin?de Hamas?ın başarılı olması demek; bu geri zekâlı ve yozlaşmış Arap yöneticilerinin saltanatlarının yerle bir olması demektir.
Finans Times: İsrail kuyruğunu sallayan köpek gibidir dedi. İngiltere'nin ünlü gazetesi Financial Times?da yazılan bir makalede; İsrail, kuyruğunu sallayan köpeğe benzetildi. Makalede en dikkat çekici nokta ise; İsrail'i kuyruğunu sallayan bir köpeğe benzeten Yazar Gardner, BM'nin Ortadoğu planları, (sık sık kuyruğunu sallayan bir köpek gibi görünen) İsrail'le anlaşmada kararlı görünüyorken, Erdoğan'ı sadece yerel politik çıkarları için Filistin kartını oynamakla suçlamak ağır bir itham olur, ifadesini kullandı. Son zamanlarda ülkemizde cereyan eden ve bir yerden yönlendirilen terör olayların arkasında 1. derecede İsrail vardır. Batının ikiyüzlü ve sinci emellerini de buna katıp, hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.
İsrail?in cüret bulması ve korsan devleti kurduktan sonra iyice azgınlaşması; bizlere, Osmanlı?yı ve Osmanlı Devletinin yıkılması ile emperyalistlere gün doğduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor. Osmanlı ve özellikle Sultan II. Abdülhamit zamanında Osmanlı toprağı üzerinde yurt edinme ve devlet kurma imkânını hiç bulamayan Siyonistler ve şimdiki İsrail?in katil yöneticileri konumunda olan o zamanki teröristlerin babaları; Osmanlının yıkılması ile meydanı boş bulmuşlardır ve BM kukla teşkilatını istedikleri gibi kullanan o zamanın İngiltere?si ile şimdiki ABD?nin ve Batı?nın baskısı ile korsan bir devlet kurmuşlardır.
Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamit zamanında Osmanlı İmparatorluğunun bütün borçlarını kapatmalarına karşılık, Filistin?de yer isteyen Yahudilere; Sultan Abdülhamit?in tokat gibi anlamlı cevabı ile sus-pus olmuşlardı. 21 Mayıs 1860 yılında Budapeşte?de doğan zengin ve yarı asimilasyona uğramış Yahudi bir aileden olan Theodor Herzl, Politik siyonizmin kurucusu kabul edilir. Theodor Herzl, Avrupa?da zulüm gördüğü iddia edilen Yahudi halkı için Filistin?den bir toprak parçası koparmak amacıyla Sultan II. Abdülhamit zamanında Yıldız Sarayı?nın eşiğini aşındırmıştı. 19 Temmuz 1896?da Yahudiler, 20 milyon sterlin olarak tahmin ettikleri Osmanlı?nın dış borcunu ödemek istemelerine karşılık, Filistin topraklarından kendilerine bir yurt istiyorlardı. Padişah, tekliflerini bir daha işitmek istemediğini söylemişti ve şöyle demişti: ?Bir karış bile toprak satamam. Çünkü o bana değil, halkıma aittir. Yahudiler milyonlarını saklasınlar. İmparatorluğum parçalanınca belki de Filistin?i tek kuruş ödemeden elde edeceklerdir. Fakat ancak kadavramız parçalara ayrılabilir. Vücudumuzun canlı canlı kesilip biçilmesine razı olamam? (*1).
Theodor Herzl, Viyana?da hukuk tahsili yapmıştır daha sonra ise ?Neue Freie Press? gazetesinde muhabirlik ve yazarlık yapmıştır. Herzl, 1892 yılında Fransa?da ?Anti-semitzm? adlı bir yazı yayınlamıştır. Bu yazı ile beraber Yahudi meselesi ile ilgili ilk defa aktivite göstermeye başlamıştır. (*2)
Bir devlet başkanından toprak satmasını istemesindeki kabalığın farkına varan Herzl, yanlış yaptığını anlar; lakin işin peşini bırakmayacaktır. Planlarını suya düşüren bu sözler, Herzl?i etkilemiş ve günlüklerine şu ilginç notu düşmeyi ihmal etmemiştir: ?Her ne kadar o sırada hayallerime nokta koymuş olsa da, Sultan?ın bu hakikaten yüce sözlerinden etkilenmiştim, demiştir. (*2)
29 Ağustos 1897 yılında, İsviçre?nin Basel şehrinde 1. Siyonist Dünya Kongresi toplandı. Toplantı sonucunda, Yahudi Devleti kurulması yönünde hemfikir oluştu. Theodor Herzl ve beraberindekiler çoğunlukla Yahudiliği bir inanç olarak değil, sadece bir ırk olarak görüyorlardı. Onlara göre Yahudiler, diğer Avrupa ırklarından farklı ve üstün bir ırktılar, bu nedenle de onlardan ayrılmalı ve kendilerine ait topraklarda yaşamalıydılar. Bu düşünceleri dahi, Yahudilerin ne kadar sapık bir düşünce sahibi olduklarını göstermektedir. Theodor Herzl?in projesine göre, Yahudi devletinin nerede kurulacağı önemli değildi. Yahudi devleti, dünyanın herhangi bir yerinde kurulabilirdi. Hatta Siyonizmin kurucusu olan Herzl'in "Uganda Planı" adıyla tanınan projesine göre, Herzl ilk önceleri Uganda'yı ideal vatan olarak düşünmüştü. Daha sonra Hint Yarımadasında da olabilir diye düşünmüşlerdir. Ancak kararını değiştirmiştir ve Filistin?de karar kılmıştır. Filistin'in seçilmesindeki temel neden ise; kendi sapık düşüncelerine göre, o toprakların Yahudilere vaad edilen topraklar, düşüncesidir. (*3)
Şu anda dünyanın emperyalist ülkeleri; İsrail devletinin sırtını sıvazlıyor ve elinde binlerce nükleer silah bulunduğu halde, kimse ona bir şey demiyor. Ama Müslüman bir ülke olan İran?ın haklı olarak elinde bir tane nükleer silah bulundurmak istemesi, uykularını kaçırıyor. Özellikle kirli oyunlar sergilemede üzerine usta bulunmayan ABD ve batı ile yerli yandaşları; BM Güvenlik Konseyinde İran aleyhinde çıkarılmak istenen karara hayır oyu kullanan Türkiye?yi İrancılıkla suçlasa da, gerçek şudur ki Türkiye doğrusunu yapmıştır. Bu konuda hükümete ve Sayın Başbakana haksız gözü ile bakanlar; şaş gözlü ve beyinleri Müslümanlara karşı şartlanmış art niyetli kişilerdir. Bir kere Siyonist İsrail Çete Devletinde binlerce nükleer başlıklı silahlar varken; İran?ın deneme aşamasında bir nükleer silah üretme isteğini, henüz yuvasında iken imha etmeye çalışan emperyalist vampirler ve onların gerek paralı, gerek parasız uşakları; bu olayda da Türkiye?yi haksız çıkartmak istemişlerdir. Ama eceli gelen köpek, camiinin duvarına eder, atasözünü hiçbir zaman unutmayacağız ve aşağılık Emperyalistler ve onların köpeklerine; Türk?e ve Müslüman?a düşman olmalarının bedeli ödetilecektir. Bu er veya geç te olsa yerine gelecektir. Hiçbir zalim insan ve zalim devlet ebedi yaşamamıştır. Bunu Dikta ve Ateist Sovyetler Birliğinin dağılması ile gördük; inşallah yakında en büyük zalimlerden olan Katil Çin ile Katil Amerika?nın yıkılması ile de göreceğiz. Siyonistler tarafından yönetilen ve kendilerinin hamisi olan sözde süper devletler yıkılınca da, çete devletin yıkılması da zor olmayacaktır. Kur?an- ı Kerim?de ve Hazreti Peygamberin (a.s.v.) Hadislerinde bu gerçek mevcuttur. O günler de er geç gelecektir inşallah. Ama yeter ki iman ve akıl sahibi insanlar, korkulacak yegâne varlığın Yüce Allah olduğunu ve bunun dışındaki mabud ve müşriklerden korkulacak bir durum olmadığını idrak etsinler. Arap yöneticileri denen uşak ve saltanat düşkünü hainler; er geç uşaklıklarının bedelini ödeyecekler ve saltanat koltukları yerle bir olduktan sonra da, İsrail Çete Devletinin işinin bitmesi daha da kolaylaşacaktır. Çünkü şu anda somut bir şekilde Siyonist katillerin yönettiği İsrail?i alenen destekleyen batının (ABD ve AB, Rusya v.s.) yanında; el altından İsrail?i, ayakta kalmasını sağlayan ve finans konusunda besleyen gerici Arap yönetimleridir. Onlar da biliyorlar ki, Hamas?ın Filistin de başarılı olması ve hain Mahmud Abbas?ın defolup gitmesi; Lübnan da Hizbullah?ın ( Türkiye deki derin devlet tarafından kurdurulan Hizbi Vahşet gibi değil) başarılı olması demek; bu gerici ve uşak Arap yöneticilerinin saltanatlarının yerle bir olması demektir.
İsrail, ABD, Batı ve Arap Aşiret Devletçiklerin Yöneticilerinin desteğini arkasına alarak Filisin halkının toprağını gasp edip, onlara her türlü zalimliği yaparken; işgal ve gasp ettiği topraklardan bir gün gitmek zorunda kalacağını unutuyor gibi davranıyor ve işgallerini sürdürmeye devam ediyor.
Bu arada terörist yöneticilerinin yönettiği korsan İsrail devletinin 1940?lardan itibaren Filistin?i nasıl gasp ettiğini harita üzerinden göstermek isterdim. O zaman yüzde 10?un altında toprağı olan İsrail, bugüne kadar Filistin topraklarını işgal ederek, Filistinlilere yüzde 10?un altında bir yer bırakmıştır ve halen de kalan çok az toprağı da işgal ve gasp etmek istemektedir.
Ariel Şaron, tarihin kaydettiği sayılı katil liderlerden birisi olarak tanınıyor. Siyasî kariyerini döktüğü masum Müslüman Filistinlerin kanına borçlu olan Şaron, 14 Ekim 1953?te daha 25 yaşındayken yaptığı Kibya katliamıyla adını duyurmuştu. 600 askerden oluşan ?101? timiyle, 600 kg patlayıcı madde ile Kibya köyüne saldırdı. Gece karanlığında köye giriş yapan İsrail katilleri, Kibya köyündeki evleri yerle bir etmişti. 73 ölü ve 100 yaralı vardı. 16 Eylül 1982 tarihinde Batı Beyrut'ta Sabra ve Şatilla adındaki Filistin mülteci kamplarını basarak ezici çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan binlerce (700 ile 3500 arasındadır) kişiyi katletmesi olayında da Şaron başroldeydi. Bu katliamlarından ötürü, bu katil Şaron, kasap lakabını aldı. O zaman altı yaşında olan Naval Ebu Rudeyna, yaşananları şöyle anlatıyor: "İsrailliler havayı aydınlatan fişekler attı. Ortalık gündüz gibi aydınlıktı. Bir Lübnanlı kadın Hıristiyan milislerin hepimizi öldürmeye geldiğini haber verdi. Babam ona 'Sus çocukları korkutuyorsun' dedi, ama o ısrar etti. Çığlıklar ve 'Siz teröristsiniz, sizi yok edeceğiz' diyen sesler duyduk." Aralarında babası, karnı deşilerek bebeği çıkarılan hamile ablasının bulunduğu 16 akrabası öldürülen Rudeyna, "Uyuşturucu almışlardı, yerde şırıngalar vardı. Her adım attığımızda cesetlerin üzerine basıyor veya bir komşu ya da bir akraba görüyorduk" dedi. Rastgele insanları öldürdüler, bebek yaştaki çocukları bile. Erkekleri bir duvarın önüne sıralayıp kurşuna diziyorlardı. Şaron, bu saldırı sırasında askerlerine, herkesi öldürün emri vermişti.
ŞARON?A İLAHİ CEZA: Ariel Şaron'u; üç yıldan beri komada yattığı hastane, ailesine teslim etti ancak ailesi kabul etmedi. Müslüman kanı içicilerinden birisi olan Şaron'un, bitkisel hayattadır. Şaron, son üç yılda yatağa bağlı kalırken, vücudunda meydana gelen çeşitli komplikasyonlar nedeniyle sık sık da ameliyat oluyor. Bu çerçevede özellikle beyninde problemler ortaya çıkan Şaron'un durumunun daha da kötüleşmemesi için yapılan beyin ameliyatları nedeniyle sık sık kafatası kırılarak beynine müdahale ediliyor. Daha sonra da kafatasının kırılmasından dolayı ortaya çıkan deliğin kapatılması için yeniden ameliyata alınıyor. Böylece Şaron için bir "ameliyat kısır döngüsü" ortaya çıkıyor. Dünya kamuoyunda çok sayıda insan Şaron'un başına gelenlerin İlahı Adalet'in bir tecellisi olarak yorumluyor. Kasap Şaron'un hastalığının tam olarak ne olduğunu bir türlü tespit edemeyen heyette yer alan Amerikalı bir doktor da, aynı kanıyı dile getirerek, "Şaron'un hastalığı şu ana kadar tespit edilebilmiş değil. Muhtemelen onun başına gelenler İlahî Ceza'nın bir sonucu" ifadesini kullanmıştı.
Şaron başta olmak üzere Katil İsrail?in çete yöneticilerinin şimdiye kadar yaptıkları katliamları bildiklerimiz kadarıyla şöyle sıralayabiliriz.
1948 Naser Al-Din Katliamı: 40 kişi ölü, tüm kasaba haritadan silindi.
1948 Dahmas Camii Katliamı: 450 ölü, 1948 Dawayma katliamı: Bu baskın esnasında Filistinli kadınlar tecavüze uğramış evler insanlar içindeyken dinamitlenmişti.
1948 Houla Katliamı: Yahudiler 85 kişiyi zorla bir eve doldurup ateşe verdiler.
1948 Salha Katliamında halkı zorla camiye doldurup yaktılar. Kurtulan olmadı.
1948 Deir Yassin Baskını: Çocuklar dövülmüş ve tecavüze uğramıştır. 52 çocuk ve 60'dan fazla kadın başları kesilerek ve vücutları parçalanarak öldürülmüştür.
1953 Kibya Katliamı: 73 sivil katledildi. 1956 Kafr Kassim Katliamı: Kadın çocuk genç yaşlı ayırt edilmeden 49 masum insanın vahşice katledilmesidir.
1956 Han Yunus: 275 kişi, elleri bağlanmış ve enselerinden vurulmuş şekilde katlettiler. 1956'da Siyonistlerin Gazze'de çocuk ve kadınlar dahil, 60 kişi katletti.
1968'de İrbid şehrini bombalayan İsrail uçakları 30 Filistinliyi katletti.
1970 İsrail uçakları Abu Za'abel'i havadan bombaladılar. 70 işçi öldü. 1972'de İsrail jetleri 7 köyü bombaladı. Saldırıda en az 200 kişi hayatını kaybetti.
1970 Sha'a Katliamı: bir okulu bombalayan İsrail uçakları 46 çocuğu katletti.
1973 Libya yolcu uçağı İsrail tarafından düşürüldü. İçindeki 107 öldü. 1979 Güney Lübnan Katliamı: İsrail 113 gün aralıksız saldırdı. 200.000'den fazla Filistinli ve Lübnanlı kaçmak zorunda kaldı. 300 kişi hayatını kaybetti 800 kişi yaralandı ve 7.000'den fazla ev tahrip edildi. 1981'de Beyrut'a hava saldırısı düzenleyen İsrail jetleri 300 sivili katletti.
1981'de Lübnan'da bir yer 150 kişi şehit oldu ve 600'den fazla kişi de yaralandı.
1982 Sabra ve Şatilla Katliamı: çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 3.000'den fazla insan katledildi. Katledilen kadınların büyük kısmı önce tecavüze uğramıştır.
1985'te İsrail Tunus'taki FKÖ saldırı, 70 kişi ölü. 1990 Kudüs Katliamı: 30 şehit.
1994 Hz. İbrahim Camii Katliamı: Müslümanların sabah namazını kılmakta oldukları sırada Siyonist bir Yahudi'nin Cami?ye saldırdı 50'den fazla Müslüman şehit edildi.
1996 Kana Mülteci Kampı havadan bombalanması sonucu çocuk ve kadın dahil 100 ölü, katliam sırasında işgalci İsrailliler kundaktaki bebekleri gözlerini kırpmadan katlettiler.
1996 Kudüs Katliamı: İsrail askerleri Cuma namazı esnasında 4000 askerle Mescid-i Aksa'yı kuşatıp namaz kılan Müslümanların kafalarına kurşun sıkarak şehit etti.
1998'de İsrail'in kuruluşunun 50. yılında 9 Filistinli hayatını kaybetti 1200 yaralı.
2002 Cenin Mülteci Kampı'na zırhlı birliklerle saldıran İsrail 1300 sivili katletti.
2004 Filistin'in manevi önderi Şeyh Ahmet Yasin sabah namazı çıkışında Şaron tarafından yönetilen bir askerî operasyon sonucu 8 Filistinli ile birlikte hunharca katledildi.
2004'te Gazze şeridindeki Refah'ta İsrail askerleri evleri yıktı. 40 Filistinli katledildi.
2004 Rafah Katliamı: İsrail askerlerinin ve tanklarının da otomatik silahlarla katıldığı katliamda kadın ve çocukların 22'si katledildi 50'si de yaralandı.
2006'da Kana'da 37'si çocuk, 60'tan fazla sivil katledildi. Kana yerle bir edildi.
İsrail hava saldırısında Sur?un merkezindeki 6 katlı bir bine bombalandı. Hizbullah karşısında yenilen İsrail sivil halka saldırdı. Köprüleri camileri evleri havaya uçurdu. Bu kalleş saldırı neticesinde 1152 şehit 3500'den fazla da yaralı, ölenlerin 400?ü ise çocuktu.
2008-2009 katliamda 1500'ün üzerinde şehit 7000 civarında da yaralı. Binlerce ev cami okul vuruldu. Fosfor ve misket bombaları kullanıldı Gazze direndikçe İsrail çıldırdı. Yüzlerce çocuk katledildi. (*4)
Adına UNICEF denilen, birleşmiş milletler çocuklara yardım fonu; birleşmiş milletlerin gayri meşru çocuğu (fonu) olarak, Filistin?de katledilen çocukları sadece seyretmektedir. Batılı liderler, doğulu liderler, İsrail ve Amerikan çıkarları karşısında dilsiz birer şeytandır. İsrail var olma çabalarının doğmasından bu yana, hep başkasının hakları, başkasının kanı ve gözyaşları üzerinde yükselmeyi kendine metot seçmiş bir çete devlettir. Dünya tarihi İsrail örneği hariç, bu kadar kısa zamanda, ülkesiz ve topraksız bir topluluktan tüm insanlığa bunca fütursuz, umarsız kafa tutan bir çete devlet dönüşümüne şahit olmamıştır. Tarihiniz bu kadar cinayet, katliam ve yüzkarası insanlık suçu ile dolu ise; en büyük derdiniz güvenlik olacaktır. Herkesi, her şeyi kendine tehdit olarak algılamak durumunda kalacaksınız. Bir de bu algınızı din mefkûresine çok yabancı ırk üstünlüğü parayonası ile perçinlediğiniz de işte kaşınızda Siyonist İsrail Çete devletidir.
Filistin?in Gaspını Kronojik tarihine göre şöyle sıralayabiliriz. 14 Mayıs 1948?de, Tel-Aviv?de toplanan Yahudi Terör Konseyi, yayınladığı bir bildiri ile İsrail Devleti?nin kurulduğunu ilan etti. Arap Birliği İsrail?e hemen savaş açtı. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri üç yönden saldırıya geçerek önemli ilerlemeler kaydettiler. Ancak Batılı güçlerin İsrail?i desteklemesi üzerine savaş Araplar aleyhine dönüştü. İsrail savaş sonunda 1947?de taksim planı ile elde ettiği %56?lık Filistin toprağını % 78?e çıkardı. Yahudi zulmü altında yaşamak istemeyen 700.000 Filistinli, evlerini terk etmek zorunda kalarak komşu ülkelere sığındılar. Kudüs?ün kontrolü ise batıda İsrail, doğuda Ürdün arasında bölündü. Savaştan en karlı çıkan taraf İsrail oldu. 1914?te 85.000, 1943?te 539.000, 1946?da 608.000, 1947?de 650.000 olan Filistin?deki Yahudi nüfusu, savaş sonrası anlaşmaların imzalandığı 1949 yılında 758.000?e ulaştı. Bu durum, şimdiki birçok sorunun temelini oluşturur. İsrail topraklarını 4 katına çıkarmıştır. İsrail'in BM Kararını uygulamaması sonraki dönemde büyük sıkıntı oluşturmuştur. İsrail, batı ülkelerini arkasına alarak Mısır?ın Gazze, Suriye?nin Golan bölgelerini gasp etti. 1973 savaşında taraflar arasında toprak kaybı yoktu; ama İsrail, sürekli Yahudi yerleşim alanları kurarak Filistin topraklarını git gide küçülttü.
Şimdi önce şu soruya cevap arayalım: Neden Yahudiler bu zulmü yapıyorlar? Oysa kendileri yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları yüzünden bütün dünya tarafından dışlanmış olmalarına rağmen; Başta Osmanlılar olmak üzere; Müslümanlar onlara yurt vermiş, barındırmıştır. Onlar ise nankörlüklerini tarih boyunca sergiledikleri gibi şimdi yine aynı şeyi tekrarlamaktadırlar. Çünkü Yahudi tahrif ettiği Tevrat'a inanmaktadır. Onun inancına göre yeryüzünde insan olarak asıl yaratılan Yahudidir. Diğer insanlar sair varlıklar gibi Yahudiye hizmetçi olarak yaratılmışlardır. Bu köleliği kabul etmeyenlerin ise ırzı, malı, canı mubahtır. Dahası Yahudi bir anneden doğmayan zaten Yahudi olamaz. Yani bir insanın önce başka bir dine mensup iken sonradan Yahudi olması mümkün değildir. Yahudinin inancı işte budur. Müslüman ise; ister Yahudi, ister Hıristiyan, ister müşrik olsun, herkesin iman edip cennetlik olmasını ister. Hatta bunun için çaba sarf etmek zorundadır. Müslümanların çok acı tecrübelerine rağmen beş yüz küsur yıl önce, İspanya'dan kovulan ve başka devletlerce kabul edilmeyen Yahudilere yeniden kucak açmaları bu inanç sebebi iledir. Boşuna dememişler: "Besle kargayı oysun gözünü" diye. İşte bu Yahudi de Filistin'e çöreklenmek için asırlarca çalışmış, her türlü desiseyi denemiş daha da olmayınca koca bir imparatorluğu dağıtmıştır. Sonunda mukaddes belde olan Filistin'e ve onun kalbi durumundaki Kudüs'e yerleşmiştir. Oraya yerleşmeye başladığı tarihten buyana da çeşitli terörist faaliyetlerle Filistin'in asıl sahibi durumundaki Filistin evlatlarının kanını akıtmayı ve ırzına kastetmeyi aralıksız sürdürmektedir. Kur'an-ı Kerim'de, en çok bahsi geçen topluluk Yahudidir. Çünkü o sinsi ve tehlikelidir. Dolayısıyla insanlığın bu tehlikeden haberdar edilmesi gerekmektedir. Özellikle de Kur'an hep onların olumsuzluklarını anlatır. İsterseniz açın bir Kur'an fihristi ve Yahudilerin vasıflarına bir göz atın. Daha sonra da zaman buldukça konularla ilgili ayetleri inceleyin, o zaman bana hak verirsiniz. Konumuz olmuşken, Yahudilerin Allah?a ve Peygamberlerine olan isyanları, peygamberlerini öldürmeleri ile bir millet olduklarını belirtmekte yarar vardır. Yahudilerin Kur?an-ı Kerim?deki genel özellikleri: "Onlar cimrilik eder, insanlara da cimriliği önerir ve Allah'ın kendilerine lütfundan vermiş olduğunu gizlerler." (Nisa, 4/37) "Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Maide, 5/64) Korkaktırlar. Allah'tan değil, insanlardan çok korkarlar: "Onların kalplerinde sizin saldığınız korku Allah'ınkinden daha şiddetlidir. Bu onların anlamayan bir topluluk olmalarından dolayıdır. Onlar sizinle toplu halde ancak müstahkem şehirlerde veya surların arkasından çarpışabilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise pek şiddetlidir. Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır." (Haşr, 59/13-14) (Dikkat edilirse burada Yahudilerin mü'minler karşısındaki zayıflıkları ve korkaklıkları özellikle vurgulanmaktadır.) "Onlar: "Cennete ancak Yahudi veya Hıristiyan olan girebilecektir" dediler. Bu onların kuruntularıdır. "Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah'a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir." (Bakara, 2/96) "Yine yasaklandıkları halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı (böyle yaptık). İçlerinden inkârcılara acıklı bir azap hazırladık." (Nisa 161) "Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını haksızlıkla yemekte ve Allah'ın yolundan alıkoymaktadırlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!" (Tevbe, 9/34) (Bilindiği üzere Yahudiler, yeryüzünün en zengin tabakasını oluştururlar. Sebepleri, insanların mallarını hile yoluyla almak için çeşitli metodlar geliştirmek, tefecilik yapmak, dünya çapında mafya organizasyonları kurarak bu yolla çeşitli ticari faaliyetlerden komisyon yani haraç almak ve faiz yemektir. Onların insanların mallarını haksız yere yemeleri konusunda ayrıca bkz. Ali İmran, 3/75) Allah'ın fakir, kendilerinin ise zengin oldukları iddiasındadırlar: "Şüphesiz Allah: "Allah fakirdir biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini duymuştur. Biz onların sözlerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacak ve: "Ateşin azabını tadın" diyeceğiz." (Ali İmran, 3/181) (*5)
Din ve inanç konusundaki tutumlarına gelince; a.Allah'ın ayetlerini inkâr ederler: " (Ali İmran, 3/112) (En'am, 6/91) b."Yahudiler ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz" dediler." (Maide, 5/18) c.Geçmişte birçok kez dinlerinden dönmüş, Allah'ın kendilerine vahy ettiği dinden çıkmışlardır: (Nisa, 4/137) d.Allah'ı cimrilikle itham ederler: "Yahudiler "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler!" (Maide, 5/64) e.Münafıktırlar: "Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında "biz de iman ettik" derler. Ama birbirleriyle baş başa kaldıklarında, "Allah'ın size açmış olduğu şeylerden, bunları Rabbinizin katında size karşı bir belge olarak göstersinler diye mi söz ediyorsunuz! Aklınızı kullanmıyor musunuz!" diye konuşurlar." (Bakara, 2/76) f.Cebrail (a.s.)'a düşmandırlar. " (Bakara, 2/97) "Allah oğul edindi" dediler. O bundan yücedir." (Bakara, 2/116) Sırf hasetlerinden ve mevki hırslarından dolayı Kur'an'ı inkâr etme gibi özellikleri vardır. Tevrat'ı tahrif ederek işlerine gelmeyen şeyleri çıkarmış ve işlerine gelen bazı eklemelerde bulunmuşlardır. Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük ederek taşkınlıkta bulunmuş ve aşırı gitmişlerdir. Anlaşmalarına bağlı kalmazlar. Bu konuda ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bunlar kendileriyle antlaşma yaptığın (şu) kimselerdir ki her keresinde antlaşmalarını bozarlar, hiç sakınmazlar." (Enfal, 8/56) Onların Kur'an-ı Kerim'de zikredilen özelliklerinin tamamı bu kadar değildir. Ancak burada sayılan özellikleri onların gerçek kimlikleri hakkında genel bir fikir vermektedir. İşin gerçeğinde onların İslam karşıtı faaliyetlerinin özü Kur'an-ı Kerim'in Tevbe suresinin 32. ayetinde şöylece dile getirilmektedir: "Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır." İşte bu ayetten de açıkça anlaşılıyor ki Yahudinin asıl amacı, İslam dinini ortadan kaldırmaktır. Hal böyle olunca, Mescidi Aksa ve Hz. Ömer Camii de Kudüs'te İslam'ı dünyaya haykıran en önemli iki ibadethanedir. Bu mescidler var oldukça, gelecekteki nesiller için İslam'ın mesajı hep taze ve canlı olarak devam edecektir. Siyonist Yahudinin amacı ise bu mesajın sesini kesmektir. Hz. Süleyman mabediyle ilgili efsaneler bu amaç uğruna uydurdukları bir bahaneden ibarettir. Hatta bununla da kalmayıp şayet emellerini gerçekleştirirlerse; Nil?den, Fırat'a belki Toroslar'a kadar bu ümmetin topraklarına ("vaad edilmiş topraklar" iddiasıyla) sahip olurlarsa buralarda İslam'ın şiarı olan mescitleri de yıkıp yok edeceklerdir. Zira bugün Mescidi Aksa, yarın Eyüp Sultan, Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet.. Nasıl ki haçlılar bugün üzerinde İspanya devletinin kurulduğu Endülüs'ü ele geçirdiklerinde oradaki milyonlarca Müslüman?a soykırım uygulayıp, İslam'ın alameti olan on binlerce camiyi, mescidi, medreseyi, kütüphaneyi ve çeşmeyi yıkmışlarsa, bugün aynısı Filistin topraklarında uygulanmaktadır. Hatta daha da yakına gelelim. Daha dün aynı haçlılar "Biz Avrupa'nın göbeğinde İslam'a müsaade etmeyiz" deyip Bosna'ya aynı vahşeti sergilemediler mi? Hala yeni yeni toplu mezarlar ortaya çıkarılıyor. Makedonya da aynı tehdit altında değil mi?
Mescidi Aksa bugün Müslümanların üzerinde bir emanettir. Yüce Allah: "Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin." (Enfal, 8/27) diye buyuruyor. İmanlı olan her Müslümanın bu gerçeği anlaması ve üzerindeki emanetin önemini kavraması gerekir. Eğer Müslümanlar emanetlerine sahip çıkarlarsa Siyonist Yahudiler de buraları tehdit eden girişimlerine son verirler. Çünkü onlar korkaktırlar ve korkaklıkları bizzat Kur'an-ı Kerim'de tescil edildiği gibi tarih de bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Bu korkaklıkları yüzündendir ki, kendi güçlerini ortaya koymaktansa, fitne ve desise yollarına başvurmak yani birtakım lobicilik faaliyetleri yürütmek suretiyle zamanın süper güçlerini arkalarına alarak durumlarını sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar. Geçmişte Filistin topraklarına yerleşebilmek ve burada bir işgal devleti kurabilmek için o zamanın süper gücü durumundaki İngiliz İmparatorluğu'nu, bugün de kurmuş oldukları işgal devletini ayakta tutmak amacıyla ABD'ni arkalarına almaları bu yüzdendir. Ancak şunu gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymalıyız ki günümüz Yahudileri en çok, Müslümanların dağınıklıklarından ve kendilerine emanet edilen mukaddes varlıklara gereği gibi sahip çıkmamalarından cesaret almaktadırlar(*5).
Sonuç olarak; İsrail, vahşice akıttığı Müslümanın kanı üzerine kurulmuştur. Ama kendi kanında boğulup, yıkılacaktır. Bu Sünnetullah?ın değişmez gereğidir.
Yazımı, Yahudiler ve Hıristiyanlarla dost olunamayacağı ile ilgili bir ayet ile noktalamak istiyorum. Yüce Allah Maide suresinin 51. Ayetinde mealen şöyle: "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zulm edenleri doğru yola iletmez." buyurmaktadır.
(*1) The Diaries of Theodor Herzl, Almancadan İngilizceye çeviren: Marvin Lowenthal, New York, 1962, The Universal Library, s. 152. Çeviren Yaşar Kutluay).
(*2) Siyonizm ve Türkiye, Yaşar Kutluay?ın (1967; 2. baskı 2004).
(*3) Filistin Sorunu, Mim Kemal Öke (Ufuk, 2002).
(*4) İsrail'in İslam coğrafyasındaki katliamları (haber7.com- islamseli.com).
(*5) Fatih Selahaddin, Vahdet Yayınları (Kasım 1996).
|