| Cahide | ||
| KAZ GÖNDERECEM.... Cok soguk bir kis gunu padisah, tebdil'i kiyafet gezmeye karar vermis.Yanina basvezirini alip yola cikmis. Bir dere kenarinda calisan yasli bir adam gormusler.. Adam elindeki derileri suya sokup, doverek tabakliyormus. Padisah, ihtiyari selamlamis. " Selamunaleykum ey pir'i fani..." " Aleykumselam ey serdar'i cihan..." Padisah sormus. " Altilarda ne yaptin ?" " Altiya alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor..." Padisah gene sormus. " Geceleri kalkmadin mi ?" " Kalktik...Lakin, ellere yaradi..." Padisah gulmus. " Bir kaz gondersem yolar misin ?" " Hem de ciyaklatmadan..." Padisahla basvezir adamin yanindan ayrilip yola koyulmuslar. Padisah basvezire donmus. " Ne konustugumuzu anladin mi ?" " Hayir padisahim..." Padisah sinirlenmis. " Bu aksama kadar ne konustugumuzu anlamazsan kelle ni alirim." Korkuya kapilan basvezir, padisahi saraya biraktiktan sonra telasla dere kenarina donmus. Bakmis adam hala orada calisiyor.. " Ne konustunuz siz padisahla..." Adam, basveziri soyle bir suzmus. " Kusura bakma. Bedava soyleyemem. Ver bir yuz altin soyleyeyim.." Basvezir, yuz altin vermis. " Sen padisahi, serdar'i cihan, diye selamladin. Nereden anladin padisah oldugunu.." " Ben dericiyim. Onun sirtindaki kurku padisahtan baskasi giyemezdi.." Vezir kafasini kasimis. " Peki, altilara alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor ne demek..." Adam, bu soruya cevap vermek icin de bir yuz altin daha almis. " Padisah, alti aylik yaz doneminde calismadin mi ki, kis gunu calisiyorsun, diye sordu. Ben de, yalnizca alti ay yaz degil, alti ay da kis calismazsak, yemek bulamiyoruz dedim." Vezir bir soru daha sormus... " Geceleri kalkmadin mi ne demek ?" Adam bir yuz altin daha almis. " Cocuklarin yok mu diye sordu..Var, ama hepsi kiz. Evlendiler, baskasina yaradilar, dedim..." Vezir gene kafasini sallamis. " Bir de kaz gonderirsem dedi, o ne demek..." Adam gulmus. " Onu da sen bul..." |
||
| Tursunnnn | ||
| Bir Alman, bir Ingiliz, bir Laz barda oturmus bir yandan icip, bir yandan karilarinin aptalligi konusunda sohbet ediyorlarmis. Alman demis ki: "Benim karim Helga o kadar aptal ki gecen gun ucuzluk var diye marketten 300 Mark'lik et almis, halbuki bir buzdolabimiz bile yok!" Ingiliz gulmus: O da birsey mi?" demis, "Benim karim Elizabeth daha da aptal. Babasi cok zengindir, gecen hafta kendisine 6000 Pound'a araba aldirdi, hem ehliyeti yok hemde kullanmayi bilmez." Laz atlamis. "Ula usaklar, siz ne diyorsunuz" demis, "Benim karim Fadime hepsinden aptal. Bodrum'a iki haftalik tatile gidiyor. Dun bavulunu yaparken gordum,400 tane prezarvatif almis, halbuki çükü bile yok..... |
||
| Beymen | ||
| VE TANRI ERKEĞİ YARATTI........... Tanrı bütün meleklerini çağırmış ve -"ben yeni bir şey yaratacağım beni rahatsız etmeyin" demiş, üç gün sonra çıkmış ve yarattığı kadını göstermiş -"işte ben bunu yarattım" demiş Bütün melekleri kadına hayran kalmış Tüm Melekler: -"Tanrım sen ne güzel bir şey yaratmışşın" demiş, Tanrı: -"Aklımda bişiy daha var ,onu da yaratacağım beni rahatsız etmeyin" demiş Aradan 1 hafta 1 Ay,3 Ay derken bayağı zaman geçmiş Melekler merak içinde kalmış acaba ne yaratıyor diye,Aralarında konuşmuşlar ve bir meleğine sen git bir sor bakalım demişler. Bir meleği Tanrının huzuruna çıkmış -"Tanrım ne yaratıyorsun tüm kulların merak içinde" demiş. Tanrı: -"Erkek diye bişey yarattım ama sapı elimde kaldı. bir türlü sapıyla beyni arasında bağlantı kuramıyorum. Birisi Çalışsa, diğeri çalışmıyor, bir türlü çözemedim" |
||
| kadın zekası | ||
| Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar. İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur. Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp: - "Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir." der. Müthiş heyecanlanan adam: - "Evet, galiba haklısın." diye cevap verir şaşkınlıkla. Kadın: - "Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız." der ve şarap şişesini adama uzatır. Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır. Bunun üstüne adam sorar: - "Sen içmeyecek misin?" Kadın cevap verir: - "Hayır, ben polisi bekleyeceğim!" :):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):) |
||
| Hüseyin AKDENİZ | ||
| .....Kötünün kötüsü........... Haldun Bey aksam oturmus, karisiyla birlikte cayini iciyor, televizyon izliyordu. O aksam diger tum aksamlar gibi siradan bir eylul aksamiydi. Haldun Bey hayatinin son mutlu dakikalarini yasadigindan habersiz o sirada calmakta olan cep telefonunu almak icin masaya dogru yurudu. Arayan Kiziydi. - Alo, baba ? - Birgul nasilsin guzelim ? - (Aglamakli) baba ben numune hastanesindeyim. - Ne oldu alo !! - Baba buraya gel, ne olursun cabuk gel. .Ve telefon kapandi. Haldun bey altinda pijamasi, uzerinde askili atletiyle evinden firlayarak arabasina dogru kosmaya basladi. Tam evin onune cikmisti ki arabasi parkettigi yerde yoktu. Oysa ki daha parkedeli 2 saat bile olmamisti. Tam o sirada yan komsununun evinin onunde polis arabasi durdugunu gordu. Komsusu polisle bir seyler konusuyordu. Hizla o tarafa yoneldi. Komsusuna gelen telefondan bahsedip daha sonra da arabasini bulamadigini anlatti. Mumkunse onun arabasi ile hastaneye gidip gidemeyecegini sordu. Bu sirada lafa karisan polis bunun mumkun olmadigini, o sokagin 1 saat kadar once bir oto hirsizi cetesi tarafindan soyuldugunu ve komsusunun da arabasinin calindigini soyledi. Haldun Bey bir anda kendi arabasinin da ayni akibete ugradigini anlayivermisti. Ancak su anda bu duruma uzulme veya ilgi gosterme sansi yoktu. Zaten arabasinin kaskosunun da olmayisi ayri bir problemdi. Zira kizi hastanedeydi ve daha ne oldugu konusunda en ufak bir fikri bile yoktu. Ilk gelen taksiyi cevirerek arabaya bindi. Taksiciye "devam et" diyebildi sadece.. Taksici Haldun Bey'in kiyafetine bakip, "Ne o birader, kocasi mi geldi de boyle don paca attin kendini sokaga" dedi. Haldun Bey sasirarak "ne kocasi hemserim?" diyebildi sadece. Taksici gayet rahat "Figen orospusunun evinden boyle firladigina gore kesin gavat kocasi gelmistir aniden" dedi. Haldun Bey 20 yil beraber yasadigi karisinin ismini duygudunda titremeye baslamisti. Taksici ise sakin bir sekilde "Nereye demistin abi ?" diye sordu.. Haldun Bey'in agzindan cikan kelimeler sadece "Nu-nu-numune" olmustu.. Hastaneye geldiginde taksici "7 milyon abi" demesiyle birlikte Haldun Bey pijamasinin ceplerinin olmadigini farketti. Haliyle cuzdani da yoktu. Elinde sadece bir araba anahtari ile taksici ile aynadan goz goze geldiler.. Taksici zeki adamdi ve durumu hemen kavradi. Adamin ilk tepkisi "Ulan salak, Figen'e paran var, bize vermeye yok oyle mi?" seklinde oldu. Haldun Bey artik soka girmis durumdaydi ve birakin cevap vermeyi kafasinda bir cevap olusturamiyordu bile. Taksiciyle ayni anda taksi'den indiler. Haldun Bey tam agzini acmis bir seyler soyleyecekti ki taksiciden yedigi diz darbesiyle bademcik sayisi iki katina cikiverdi. Haldun Bey yere devrildi ve kivranmaya basladi. Allahtan orasi hastanenin onuydu ve doktorlar hipokrat yemini ile bagli olduklarindan yardima kosmuslardi.. Hizli bir sekilde bir sedye bulundu ve Haldun Bey sedyeye yatirildi. Acil servise giderken agzindan cikan kelimeler sadece "Kizim, kizim" oldu. Acil serviste kendisine ilk mudahale yapilirken Haldun Bey artik acidan dolayi kendisinden gecmek uzereydi. Doktorlarin "Ameliyathaneyi hazirlayin" dediklerini duydu. Ama ameliyata girmezdi. Kizini bulmak zorundaydi. Son bir gayretle "Kizim" diye bagirdi.. Doktor: - Ne kizi?, burada kiz miz yok - Telefon, telefon etti.. - Adi ne kizinin ? - Bir.. Birgul.. Doktor masanin uzerindeki defteri acarkan karistirmaya basladi: - Birgul Yuvakuran mi ? -E-evet.. Kizim nerde ? -Onun durumu senden iyi merak etme. - Nerde ? Nesi var kizimin ? - Kacak bir jinekolojun muayenehanesinde kurtaj yaptirmak istemis. Rahim duvari yirtilinca acilen buraya getirmisler.. Getiren kisi kapinin onune atip gitmis. Su anda ameliyattan cikti, yogun bakimda.. Ama hayati tehlikesi yok. Haldun Bey, bu haberin uzerine daha fazla kendini tutamadi ve bayildi. Ayildiginda basina bir hasta bakici duruyordu. - Nerdeyim ben ? - - Yogun bakim. Kendinizi nasil hissediyorsunuz ? - Ne ? Neler oldu ? - Bir saniye ben doktor beyi cagirayim, o konussun sizinle. Siz kendinizi yormayin. Aradan birkac dakika gecmeden doktor geldi. Haldun Bey yataginda dogrulmaya calisarak. - Doktor Bey! -Kimildamayin beyefendi, yatin lutfen. - Neler oluyor doktor bey. - Haldun bey uzgunum ama her iki yumurtaniz da agir hasar gormus. Kanama cok siddetli olmus. Operasyon sirasinda her ikisini de almak zorunda kaldik. Ancak uzulmeyin. 2 Yillik bir tedavinin ardindan protez yardimiyla tekrar sertlesme yasama ihtimaliniz var. -Evladim.. Cocugum.. - Beyefendi, oncelikle dikkat ettigimiz konu buydu zaten. Her ne kadar 45 yasinda olsaniz da cocuk sahibi olmak isteyeceginizi dusunerek en azindan spermlerinizi kurtarmayi planliyorduk. Ancak ameliyat sirasinda farkettik ki sperm kanallarinizin morfolojik yapisindan dolayi sizin saglikli sperm uretmeniz imkansizmis. Yani bu kaza olmasaymis da cocuk sahibi olmaniz mumkun degilmis. Haldun Bey duyduklarini sindirmeye calisiyordu ama beyni artik ona isyan ediyor ve durma noktasina yaklasiyordu. Son bir gayretle . - Birgul Yuvakuran.. dedi.. Doktor kafasini manali bir sekilde sallayarak: - Aslina bakarsaniz Haldun Bey, boyle bir cocugunuz olacagina hic cocugunuz olmamasi daha iyi. Bahsettiginiz kisi yandaki odada yatiyor.. O cocugun babasinin yerinde olmak istemezdim. Kiz hayatini fahiselikle kazaniyormus.. Bu yaptirdigi 4. kurtaj ameliyatiymis.. Rahim duvari yirtilmasi yuzunden geldi buraya. Cok kan kaybetmisti ancak su anda iyi durumda. - O. O benim kizim.. - Haldun Bey, sizin kiziniz olmasi tibben imkansiz. Ha evlatlik ise orasi baska ama biyolojik babasi siz olamazsiniz. Haldun Bey, kendini yataga birakti ve gozlerini kapadi. "Allahim keske canimi alsan da bu izdirabi bana yasatmasaydin" diye dua etti. O sirada doktor, rutin kontrollerini yaparak odadan ayrildi. Aradan 2-3 gun gecti. Haldun Bey yogun bakimdan cikmis bir odada yatiyordu. Kendisiyle gorusmeye gelen karisini kovmus hasta bakicinin her gun getirdigi gazetelere okumadan bos bos bakiyordu.. O aksam hasta bakici yanina geldi. - Bey amca nedir senin derdin. Ne gelenin var ne gidenin. Gelen herkesi de kovuyormussun zaten. - Yok bisey. - Yaw anlat da bilelim. Belki bir yardimimiz dokunur.. - Bana kimse yardim edemez.. - Oyle deme be amca yaw.. Beterin beteri vardir. Allah olumlu dert vermesin. Haldun Bey bu lafin uzerine artik dayanamayarak patladi. Birkac dakika icinde hickira hickira 3 gun once basina gelen olaylari gozyaslari esliginde hasta bakiciya anlatti. Hastabakici olaylari dinledikten sonra.. -Gec be birader, ben de senin derdini dert zannetmistim.dedi.. Haldun Bey saskin bir ifadeyle sorarcasina hastabakicinin yuzune bakiyordu.. -Ben de senin derdini dert zannetmistim. Ya ben ne yapayim diyerek Haldun Bey'in kucagindaki gazetenin spor sayfasini acti ve Daum'un resmini gosterdi. "BEN FENERBAHÇELIYIM !!!!!" |
||
| Selda | ||
| Degerli Guzin abla, Haluk'la birbirimizi gorur gormez asik olduk.. Haluk hem yakisikli bir cocuk, hem de kirmizi Bemeve' si var. Beni ailesiyle tanistirmak icin evine goturdu. Fakat evde kimsecikler yoktu. "Simdi gelirler, beklerken birer bardak kola icelim" dedi. Haluk kendi kolasini icer icmez uyumaya basladi. O kadar itip kaktim ama uyanmadi. Ablacim, sevdigim erkek acaba hasta mi?. Evlenmemde bir mani var mi? Rumuz:Bedriye Güzin ablanin cevabi: Benim Sevgili Yavrum, Anan seni Kadir gecesi dogurmus....." |
||
| hüsso | ||
| Oldukça utangaç bir erkek bara gider ve güzel bir kızın masalardan birinde yalnız oturduğunu görür. Bir saat boyunca cesaretini toplamak için uğraştıktan sonra, sonunda ayağa kalkar ve kızın yanına giderek çekingen bir şekilde sorar.. >> >>> >> >>>"Afedersiniz, acaba tanışıp, biraz sohbet etmek ister misiniz?" >> >>> >> >>>Genç kız avazı çıktığınca bağırarak cevap verir. >> >>>"HAYIIIR!!! Bu akşam seninle yatmayacağım!!!" >> >>> >> >>>Barda bulunan herkes onlara bakmaya başlar. Adam kıpkırmızı olmuş ve utanmış olarak masasına geri döner. Tam bardan kaçmak için >> >> >>>masadan kalktığında, genç kız gelir ve özür diler. Sonra >> >>>gülümseyerek, >> >>> >> >>>"Sizi utandırdıysam çok özür dilerim. İşin gerçeği ben psikoloji öğrencisiyim ve insanların utanç verici durumlara nasıl tepki verdiklerini araştırıyorum." >> >>> >> >>>Adam genç kıza döner ve hiddetle bağırır, >> >>> >> >>>"Neeeeee!!!.. Viziten 2000 Dolar mı? >>ohaaaaa... yaniii !!!!!! |
||
| hüsso | ||
| BU FIKRA ABD'DE YILIN FIKRASI SEÇILMIS > >Amerika'da adamin biri isine giderken birden anormal > >bir trafigin içine düser, ama trafik bir milimetre bile > >kıpırdamamaktadır. Bir süre sonra arabasının yan camına > >birisinin tıkladıgını görür ve camını açar. > >-Ne var, ne olmus acaba > >-Teröristler Bush'u yakaladılar.... Eger 1 Milyar dolar >verilmezse,üzerine > >; > >benzin döküp yakacaklarmıs. > >-Haa simdi anladım bu trafigi... > >-Yaa iste onun için herkesten biraz yardım topluyoruz. > >-Insanlar ne kadar veriyor ortalama olarak ? > >-Valla yaklasık olarak 5'er litre...!!! |
||
| Kriketçi Erdem 13/05/2006 | ||
| BILL VE HILLARY Hillary, rutin bir kontrol için gittiği hastanede beş haftalık hamile olduğunu öğrenir. Tam da Monica olaylarından çıldırmış olan Hillary iyice delirir ve derhal beyaz sarayı arar, BILL'i bağlatır , Bill telefonu açar açmaz Hillary avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar; - "Bana nasıl böyle bir şey yaparsın, sen hiç uçkuruna hakim olamaz mısın, bir sürü başka kadın varmış zaten, biraz sevişmesen ne olur! "Zaten herşey bok gibi bir de senin yüzünden beş haftalık hamileymişim adi herif. Söyle bakalım ne diyeceksin ?" Telefonun diğer tarafında tam bir ölüm sessizliği hakimdir, Hillary'i olanca siniriyle gürler; - "Beni duymuyor musuuun?" Sonunda Bill, yutkunarak olabildiğince kısık bir sesle; - "Şeyy, kiminle görüşüyorum acaba?" |
||
| Mizahçen | ||
| BULMACA Temel ucaga binerken merdivende bir bakmis onunde Sharon Stone haltetmis bir dilber. Muhtesem de bir mini.Temel icini cekerken bir bakmis, yeri dilberin tam yani.. Oturmuslar. Ucak havalanmis. Dilber cantasina uzanmis. Icinden bir bulmaca dergisi, bir kursun kalem cikarmis.Baslamis capraz bulmacayi cozmeye..Temel heveslenmis. - "Simdi bir yerde takilir, bana sorar, boylece muhabbete baslariz" diye.. Bes dakika gecmeden dilber Temel`e donmus, gercekten.. Kisik, seksi bir sesle sormus: - "Bes harfli bir kelime. Sonu arak.. Basina bir harf koyarsaniz kadinlarin en sevdigi alet olurmus,biliyor musunuz?" diye.. "Aman Tanrim" demis Temel kendi kendine, Amerikan filmlerindeki gibi.. "Aman Tanrim.. söylersem kesin muhabbetin sonunda sevişiriz ama o zaman da kötü etkilerim.. Belki bir baska kelime denemeliyim.." Baslamis dusunmeye.. Bes dakika sonra jeton "Dank" diye dusmus. Kadina donmus: "Tarak olabilir mi, hanimefendi?.. Tarak!.." - "Harikasiniz" demis dilber ve eklemis: - "Silginiz var mi acaba?.." |
||
| ----ALONE----- | ||
| ERİKÇİ Birgün padisahin kizi uyuyormus ve padisah, uyanip rahatsiz olmasini istemiyormus. O sirada seyyar saticinin sesi sokaktan padisahin kizinin odasina kadar gelmekteymis. Padisah hemen: - "Ne satiyolarsa müsait bir taraflarina sokun!" demis. Bunun üzerine askerler yakaladiklari erik saticisinin eriklerini müsait bir tarafina sokmaya baslamislar. Fakat erikçi, kikir kikir gülüyormus. Bunu gören askerler: - "Ne o? Yoksa hosuna mi gitti?" demisler. Erikçi : - "Hayir, ben arkadan bagira çagira gelen karpuzcunun halini düsünüyorum!" |
||
| Burak Duman - İngiltere- | ||
| ALET MESELESİ ........... Bir zamanlar Ingiliz hukumeti cocugu olmayan ailelerin bu sorununu cozmek icin "Cici Baba" servisi kurmus. Cici Baba evliliklerinin ilk bes yilinde cocuk sahibi olamayanlara yardim eden bir devlet memuru. Smith ailesi de boyle bir servis icin basvuruda bulunur, heyecanla "Cici Baba" yi beklerken kapi calinir, ancak gelen kisi cici baba adayi degil, kapi kapi dolasan bir bebek fotografcisidir. Konusma soyle gelisir; Ms Smith: Gunaydin SATICI : Gunaydin efendim ben sey icin gelmistim Ms Smith : Aciklamaniza gerek yok kocam herseyi anlatti.Buyrun iceri girin SATICI : Oylemi? Bebek isinde ustume yoktur, ozellikle ikizlerde. Ms Smith : Kocamda oyle soyledi buyrun oturun. SATICI : O zaman kocaniz belki de size .................. Ms Smith : Aa evet,ikimizde en iyi sonucun boyle alinacagini dusunuyoruz. SATICI : Oyleyse hemen baslayalim. Ms Smith : (KIZARARAK) Sey nerede baslamali? SATICI : Her seyi bana birakin.Ben genellikle iki kez banyo kuvetinde, bir kez kanapede ve belki bir kac kez yatakta denerim. Bazen oturma odasinin halisinde iyi oluyor. Ms Smith : Banyo !! Oturma odasinin halisi!!! Neden bizim beceremedigimiz anlasiliyor. SATICI : Sey hanimefendi , hic kimse ilk seferinde iyi bir sonuc garanti edemez ama alti yedi kere denersek bir tanesi mutlaka sahane olacaktir. Ms Smith : Afedersiniz ama biraz fazla olmuyormusunuz? SATICI : Kesinlikle degil benim isimde insanlar aceleci olmamalidir. Ms Smith : Basarili oluyormusunuz bari? SATICI : (Cantasini acarak bebek fotograflari gosterir) Su bebeklere bakin bunlar benim islerim. Bakin bu dort saat surdu. Ms Smith : Evet cok guzel bir bebek SATICI : Fakat gercekten guc bir is. Gormek istiyorsaniz suna bakin, ister inanin ister inanmayin bu Londra'nin ortasinda, otobusun uzerinde oldu. Ms Smith : TANRIM !!!!!!! SATICI : Bunlarda sehrin en sirin ikizleri.Anneleri ile calismanin ne zor oldugunu bilseniz ikizlerin sirinligine daha cok sasirirsiniz. Ms Smith : Oyle mi ? SATICI : Sormayin. Sununda isi dogru yapabilmek icin onu Hyde Park'a goturdum.Herkes cevremizi sardi. Pes pese dort bes tam boy ve is bitti. Ms Smith : Dort bes tam boy !!!!! SATICI : Evet ustelik uc saatten fazla surdu.Sonunda bir kac kisi kalabaligi tuttu. Karanlik olmadan once yeniden denemeliydik ancak Serceler aletimin uzerine konup gagalamaya basladilar bu yuzden isi birakmak zorunda kaldik. Ms Smith : Yani gercekten serceler seyinizi aaa-aletinizi isirdiler mi? SATICI : Evet boyle seyler oluyor tabi.Ben teknigimi gelistirmek icin tam uc yil harcadim. Mesela su bebek. Bu neticeye ancak buyuk bir magazanin on vitrininde ulasabilirsiniz. Ms Smith : Bu kadar da olmaz! SATICI : Hanfendi hazirsak ayagi alip geleyim. Ms Smith : Ayak mi ????!!!!! SATICI : Aa evet , agir oldugu icin surekli elde tasimak zor oluyor bunun icin ayak kullaniyorum. Hanfendi ..... Hanfendi ..... Hay allah neden bayildi simdi bu... |
||
| 3 yalanı bulun | ||
| sıze bır soru sorcam burdakı uc yalanı bulun sıze 100 mılyon vercem.baslıyor bır horoz ucarak tepeye yumurtlamıs burdakı 3 yalanı bulursanız sıze 100 mılyon vercem.burdakı 3 yalanı bulun.lutfen bulanlar seyfo_ozcan@hotmail.com ıletırsenız sevınırım | ||
| pazara kaçtı | ||
| temel bir gün kamyonuyla giderken yol ikiye ayrılıyormuş temelin rampada fireni patlamış sağ tarafa gitse pazar yeri 150-200 kişi sol tarafta ise bitane velet temel hemen mantığını çalıştırmış tabi bizimde düşündüğümüz gibi sol tarafa gidersem en azından bir kişi ölür diye düşünmüş.ertesi gün gazetelerde manşet haber 'fireni patlayan kamyon pazar yerine daldı 100 ölü 200 yaralı'temele sormuşlar ne yaptın sen diye temel'de ne yapayım sol tarafta bir çocuk sağ tarafta ise pazar yeri.eee neden bi çocuğu ezmedinde pazar yerine daldın.bende öyle düşündüm ama velet pazar yerine doğru gitti. | ||
| Kejjo | ||
| Şapkacı > > > > > > > >Sapka satarak geçinen bir adamin yolu bir gün bir ormana düsmüs. Adam >biraz yürüdükten sonra sicaktan ve yorgunluktan bunalmis, bir agacin >altina oturmus. Sapkalarla dolu sepetini de yere koymus ve uykuya dalmis. >Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmis. Birde bakmis ki >yanindaki sepet bombos... Sapkalar gitmis. Kafasini kaldirip agaca bakmis, >agacin dallarinda bir sürü maymun, her birinin kafasinda adamin >sapkalari... Adam baslamis dusunmeye ; > > > >"Ben simdi ne yapacağım, sapkalari bu maymunlardan nasil geri alacağım" > > > >Düsünceli bir sekilde kafasini kasirken bakmis ki, maymunlar da adamin >taklidini yapiyor, kafalarini kasiyorlar. Adam ellerini havaya kaldirmis, >maymunlar da...derken adam ne yapacagini bulmus, kendi kafasindaki sapkayi >çikarip yere atmis, maymunlar da şapkaları çıkartıp aşağı atmışlar... Adam >böylece bütün sapkalari geri almis, sepetine koyup yoluna devam etmis. > > > >Aradan 50 yil geçmis...Artik adamin bir torunu varmis, o da dedesi >gibi sapka saticisi olmus. Günlerden bir gün onun da yolu ayni ormana >düsmüs. Hava yine çok sicakmis ve genç adam bir agacin altina oturmus, >sapkalarla dolu sepetini yanina koymus ve uykuya dalmis... Bir saat sonra >uyanmis, bir de bakmis ki sepetin içinde sapkalar yok... Derken tuhaf >sesler duymus, bir de kafasini kaldirmis ki agacin üstünde bir sürü >maymun, hepsinin kafasinda birer sapka. > > > >Düsünmüs... " Dedem yillar once bana bir hikaye anlatmisti...ne >yapacagimi çok iyi biliyorum..." demiş. > > > >Adam kafasini kasimaya baslamis, maymunlar da aynisini yapmislar... >Adam ellerini havaya kaldirmis, maymunlar da.. ve adam gülümseyerek kendi >basindaki sapkayi çikarmis yere atmis... O anda agaçtaki maymunlardan biri >yere inmis, adamin yere attigi sapkayi kapmis, adama da bir tokat atmis ve >söyle demis: > > > >"Sadece senin mi deden var serefsiz > > |
||
| Beymen | ||
| ----- Telefon------- Adamın biri evine gelir ve posta kutusunda telefon faturasını görür. Bir bakar ki 5 milyar küsur lira fatura. Beyninden vurulmuşa döner. Hemen ayrıntılı fatura ister. Fatura gelir. Aranan bütün numaralar adamın arkadaşlarına ve dostlarına aittir. adam, "Bu nasıl olur? Ödeyeceğiz mecburen" der.. O sırada gözü papağanına takılır. Bir an tereddüt eder. Gece papağanı gözlemeye karar verir. Papağan kafesinden çıkar ve telefonun basına gidip rehberi açar, adamın arkadaşlarını tek tek arayıp saatlerce konuşmaya baslar. adam sinirden çıldırmış bir şekilde papağanı yakalar ve kanatlarından duvara çiviler. Papağan çarmıha gerilmiş bir vaziyette duvarda asili kalmıştır. adam, sinirle papağanı azarlar; " *Bir hafta* burada asili kal da aklin başına gelsin. Çek bakalım cezanı." ...adam gider. Papağan bir bakar karşı duvarda çarmıha gerilmiş İsa durmakta. Hemen muhabbete koyulur; "Birader sen ne kadardır buradasın?" "2000 yıldır buradayım" der İsa. Papağan hayretler içinde kalır; "Ohaaaa! Nereyi aradın lan öyle?" |
||
| fenerbahce | ||
| real madrid yakın zaman önce türkiye ye fenerbahce ile bir hazırlık macı icin izmire gelir.mac saati gelir ve takımlar soyunma odasına girer.soyunma odasında daha önce türkiye ye gelen futbolcu(zidane)arkadaşlarına izmir in nekadar güzel bir yer oldugundan bahseder ve arkadaşlarına der:Arkadaşlar izmir i gezmek istiyen varsa mac saati boyunca rahatca gezsin.zidan dışındaki futbolcuların hepsi stadı terk eder ve gezmeye başlarlar. | ||
| basarısızlıgın nedeni | ||
| Birgün Fatih Terim'in canına tak etmiş ve Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ne Lucescu'yu görmeye gitmiş. Lucesku'ya demişki "Lucescu biz sizi hic yenemiyoruz nedir bunun sebebi ?" Lucescu ise gülerek "Fatih, kusura bakma ama sizin futbolcular biraz aptal" demiş. Fatih Terim şaşırmış ve "Nasıl yani" demiş. Lucescu'da gör bak şimdi demiş ve "Sergen gel bakiim buraya" diyerek Sergen"i cagirmis. "Bak Sergen simdi sana bir soru soracagim. Babanın oğlu ama kardeşin değil! Kim?" demiş. Sergen de hemen "Benim" demiş. Lucescu teşekkür edip, Sergen'i yollamış. Fatih Terim şaşkın bir vaziyette Florya Metin Oktay Tesisleri'ne dönmüş. Hemen yanına Hakan Şükür'ü çağırmış. "Hakan" demiş "Babanın oğlu, kardeşin değil; kim" Hakan düşünmüş taşınmış ve 20 dakika sonunda "Ben bilemeyeceğim hocam yarına söyleyeyim cevabı" diyerek oradan ayrılmış. Hakan dönerken yolda Arif'i görmüş. "Arif bak bi soru soracağım. Babanın oğlu, kardeşin değil; kim?" demiş. Arif düsünmüş taşınmış cevabı bulamamış ve demiş ki "Bizim bu soruyu bileceğimiz yok! En iyisi ben Emre'yi arayıp ona sorayım." Emre'yi aramış. Biraz hoş beşten sonra "Bir soru var. Biz cevabını bulamadık. Babanın oğlu, kardeşin değil; kim? Cevabını biliyor musun?" demiş. Emre de "Benim tabii, kim olacak?" demiş. Arif Emre'ye teşekkür edip Hakan'a cevabı vermiş : "Kim olacak, tabii ki Emre!" Bunun üzerine Hakan büşük bir sevinçle Fatih Hoca'nın yanına koşmuş ve demiş ki: "Hocam buldum cevabı. Sorduğunuz kişi Emre'ymiş!" demiş. Fatih Terim de "Ulan salak; cevap Emre olur mu hiç! Sergen olacak" demiş.... devrim_heval@hotmail.com:metin |
||
| Komik adam | ||
| Temel Fadime'ye demiş ki; "Fadime, bu aksam bize gel. Evde kimse olmayacak." Fadime aksam gelmiş, kapıyı çalmış çalmış kimse açmamış... |
||
| Beymen 15,02,2006 | ||
| KADINLARI ANLAMAK..... Adamın biri, California'da bir kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış. Adam lambayı kumların içinden çıkarmış, ovalarken, içinden cin çıkmış. Adam çok şaşırmış, cin başlamış konuşmaya "Beni lambadan kurtardın. Dile benden ne dilersen..." Adam oturmuş ve bir süre düşünmüş ve "Her zaman Hawai'ye gitmek istedim ama uçaktan korkarım ve deniz beni çok tutar. Benim için Hawai'ye köprü yap böylece arabayla oraya gidebileyim" demiş. Cin gülmüş ve "Bu imkansız. Bu işin lojistiğini düşün! Köprünün ayakları nasıl Pasifik'in dibine ulaşabilir? Ne kadar beton gerektiğini, ne kadar çelik gerektiğini düşün. Hayır, başka bir dilek düşün" demiş. Adam tamam demiş ve gerçekten güzel bir dilek düşünmeye başlamış. En sonunda: "Dört kere evlendim ve boşandım. Bütün karılarım her zaman duyarsız olduğumu ve onunla ilgilenmediğimi söylerdi. Bu yüzden, kadınları anlayabilmeyi diliyorum... Nasıl hissettiklerini ve neden ağladıklarını, birşey söylemedikleri zaman gerçekten ne istediklerini... Onları nasıl gerçekten mutlu edebileceğimi bilmek istiyorum..." Cin cevap vermiş: "Köprü iki şeritli mi olsun dört şeritli mi?" veee fıkradan sonraaaaa... Günün sözü..... "Birşeyi gerçekten yapmak isteyen bir yol, istemeyen bir mazeret bulur." E. Mckenzie |
||
| metin sarıkaya | ||
| Kadının biri golf oynarken topu ormana kaçırmış. Topunu ararken kapana kısılmış bir kurbağaya rastlamış. Kurbağa dile gelerek: "Eğer beni bu kapandan kurtarırsan 3 dileğini yerine getiririm." demiş. Kadın bu lafın üzerine kurbağayı kurtarmış. Kurtulan kurbağa kadına teşekkür ettikten sonra demiş ki "Şimdi dileklerini söyleyebilirsin. Yalnız can havliyle dileklerinle ilgili bir gerçeği sana söylemeyi unuttum. Ne dilek dilersen dile, bu dileğin gerçekleştiğinde aynı anda 10 katı da kocan için geçerli olacak. Kadın tamam demiş. "Birinci dileğim dünyanın en güzel kadını olmak istiyorum." Kurbağa uyarmış:"Bak bunun sonunda sen dünyanın en güzel kadını olacaksın ama kocanda dünyanın en yakışıklı erkeği olacak ve bütün kadınlarda başına üşüşecek." Kadın; "OLsun nasılsa dünyanın en güzel kadını ben olacağımdan gözü benden başkasını görmeyecektir." demiş. Kurbağa da dileğini gerçekleştirmiş. Sonra kadın ikinci dileğini söylemiş, "Dünyanın en zengin kadını olmak istiyorum." Kurbağa yine uyarmış; "Bak sen en zengin kadın olacaksın ama kocan da senden 10 kat fazla zengin olacak." KAdın "Olsun aramızda paranın lafımı olmazi, benim senin malı olmayacaktır nasılsa." Kurbağada tamam deyip dileğini gerçekleştirmiş. Akabinde kurbağa sormuş: "Şimdi dünyanın en güzel ve en zengin kadını oldun. Elde edebileceğin en büyük şeyleri elde ettin. Üçüncü bir dileğin daha var söz verdiğim gibi. Dile bakalım dileğini." KAdın hiç düşünmeden cevap vermiş: "Hafif bir kalp krizi geçirmek istiyorum." |
||
| Beymen 26,01,2006 | ||
| Temel, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi süphelenir ve içinde ne oldugunu sorar. Juan, 'Yalnuzca kum' diye yanıt verince polis, 'Aç bakalım çantaları' der. Temel çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine ragmen kumdan baska birsey bulamaz. Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka bir şey yoktur. Polis, çantalarını temel'e geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir. Ertesi gün temel Motosikletinin arkasinda iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Temel'i gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Temel'i serbest bırakmak zorunda kalır. Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder. Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken Temel'in içeri girdigini görür ve derhal yakasına yapısır, 'Senin yıllardır birseyler kaçırdıgından eminim. Çıldıracagım. Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdıgını. Aramızda kalacagından emin olabilirsin. ' Temel gülümseyerek yanıtlar, "Motosiklet" |
||
| lo lo | ||
| Sanık kesinlikle ceza yiyecekti. Avukat "Ben seni kurtarırım." diyerek büyük bir ücret karşılığında davayı üstlendi. Sonra sanığı karşısına aldı: - Yargıç ne derse desin, ne sorarsa sorsun, "lo lo"dan başka bir söz söylemeyeceksin. Duruşmada yargıç sordu: - Adın ne? - Lo lo. - Söylesene be adam! - Lo lo. - Kaç yaşındasın? - Lo lo. - Yahu burası mahkeme. Cevap ver! - Lo lo. Avukat yerinden kalktı: - Görüyorsunuz sayın yargıç, müvekkilim zararsız bir delidir. Ceza sorumluluğu yoktur. Yargıç da sanığın ceza sorumluluğu olmadığı kararını verdi. Duruşmanın ertesi günü avukat, sanıktan ücretini istedi. Hapisten kurtulan adam ise mahkemedeki tavrını takındı. - Lo lo. - Dostum, mahkeme sona erdi, kendine gel. Şakayı da bırak. - Lo lo. Avukatın tepesi attı: - Senden para istiyorum be adam! Bize de mi lo lo? |
||
| temel | ||
| Sabahın erken saatinde avdan dönen Temel, kayığını kıyıya çektikten sonra balıkçı kahvesine doğru yürür. Kahvedekiler yalnızca sağ ayağı dizine kadar ıslak olan Temel`e sorarlar : -Ula, balık vuriy mi? Temel : -Yok yahu ne gezer -Madem baluk vurmayi ayağın niye dizine kadar islandi. Temel küçümseyerek yanıtlar : -Uşağum, haçan denizde sigara içeyrim.İzmariti suya atınca basıpta söndirmeyecek miyum oni? |
||
| asmak | ||
| Dursun evinden çıktığında birde bakar ki komşusu Temel kendini belinden ağaca asmış halde duruyor.Hemen gidip ipi ağaçtan çözer.Komşusunu ağaçtan indirdikten sonra merakla sorar : -Ha sen ne yapayudun öyle? -Hiç kendimi asaydum... -Ha uşağum, penum pildiğum insan poynundan asılayi. Temel üzgün ve çaresiz bir halde komşusu Dursun`a baktıktan sonra cevap verir : -Ben de öyle yapmişudum.Ama ipu poynima pağladığum zaman bi türlü nefes alamayrum. |
||
| hidayet | ||
| PEDER VE HIDAYET ÖLÜRLER VE CENNETIN KAPISINA GIDERLER > > KAPIDA BIR MELEK BEKLEMEKTEDIR . > > MELEK PEDERE SORAR ; > > - HIÇ GÜNAHIN VARMI ? > > PEDER ; > > - AZIZ MELEK BEN RAHIPTIM , TÜM HAYATIM BOYUNCA TANRIMA DUA ETTIM, > > KARIMA VE ÇOCUKLARIMA SADIK KALDIM , INSANLARA VE HAYVANLARA HEP YARDIM > > ETTIM. > > MELEK; > > - ÇOK IYI BUNLARI BILIYORDUK ZATEN AL SANA CENNETIN GÜMÜS ANAHTARI... > > DER VE SONRA HIDAYET 'E DÖNER ; > > - SENIN HIÇ GÜNAHIN VAR MI HIDAYET ? > > HIDAYET; > > - BEN DE HER ZAMAN HAYVANLARA VE INSANLARA IYILIK YAPARDIM, TANRIYA ÇOK > > DUA ETMEDIM AÇIKÇASI, INANCIMDA ZAYIFTI AMA BIR GÜNAHIM VAR ÇOK SERT VE > > HIZLI ARABA KULLANIRDIM > > MELEK HIDAYET 'E DÖNER VE ; > > - BUNU DA BILIYORUZ . ÇOK IYI AL SANA CENNETIN ALTIN ANAHTARI > > PEDER BU OLAYA SINIRLENIR; > > - BEN HAYATIMI INSANLARA TANRIYI ADAMAYA ADAMISIM SIZDE GIDIP BU ADAMI > > CENNETTE BENDEN ÜSTÜN TUTUYORSUNUZ > > MELEK GÜLEREK ; > > - OGLUM , SEN VAAZ VERIRKEN HERKES UYUYORDU , AMA HIDAYET ARABA > > KULLANIRKEN HERKES DUA EDIYORDU > > |
||
| Dervişin Sahibi | ||
| Dervişin Sahibi Vaktiyle bir dervis, nefsle mücahede makaminin sonuna gelir. Mesrebin usulünce bundan sonraki makam en üst makamidir. Yani her türlü süsten, gösteristen arinacak, varliktan vazgeçecektir.Fakat is yamali bir hirka giymekten ibaret degildir. Her türlü görünür süslerden arinmasi gereklidir...Saç, sakal, biyik, kas. ne varsa hepsinden. Dervis, usule uygun hareket eder, solugu berberde alir. - Vur usturayi berber efendi, der. Berber dervisin saçlarini kazimaya baslar. Dervis aynada kendini takip etmektedir. Basinin sag kismi tamamen kazinmistir. Berber tam diger tarafa usturayi vuracakken, yagiz mi yagiz, biçkin mi biçkin bir kabadayi girer içeri. Dogruca dervisin yanina gider, basinin kazinmis kismina okkali bir tokat atarak: - Kalk bakalim kabak, kalk da tirasimizi olalim, diye kükrer. Dervislik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz dervis. Ses çikarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmustur. Ses çikaramaz. Kabadayi koltuga oturur, berber trasa baslar. Fakat küstah kabadayi tiras esnasinda da sürekli asagilar dervisi, alay eder: "Kabak asagi, kabak yukari." Nihayet tras biter, kabadayi dükkandan çikar. Henüz birkaç metre gitmistir ki, gemden bosanmis bir at arabasi yokustan asagi hizla üzerine gelir. Kabadayi saskinlikla yol ortasinda kalakalir. Derken, iki atin ortasina denge için yerlestirilmis uzun sivri demir karnina daliverir. Kabadayi oraciga yigilir, kalir.Ölmüstür. Görenler çigligi basar.Berber ise saskin, bir manzaraya, bir dervise bakar, gayri ihtiyarî sorar: - Biraz agir olmadi mi dervis efendi? Dervis mahzun, düsünceli cevap verir: - Vallahi gücenmedim ona. Hakkimi da helal etmistim. Gel gör ki kabagin bir sahibi var. O gücenmis olmali!.. > > |
||
| bittiğin an | ||
| Arkadaslarla yemek yiyecektik. Lokantaya gittigimde henüz kimse yoktu.. Bir süre sonra kalabalik bir grup halinde geldiler. Öpme faslinda o sirada siparis almak üzere bekleyen garsonu da öpmüstüm! Tabii kahkaha tufani kopmustu. Iste o an benim bittigim andi. Gece otobüsle Istanbul'dan Izmir'e gidiyordum. Yanimda oturan da benim gibi iri kiyim olunca komple vücut temasi oldu. Gecenin ilerleyen saatlerinde, ikimiz de uyumusken,yanimdaki yolcu birden siçradi. Karimdan alisik oldugum için, 'Geçti bitanem. Ben yanindayim, yok bir sey' deyiverdim! Adam gözlerini aralayip dehsetle bana bakmisti. Iste o an benim bittigim andi. Üniversite yillarim. Kulak rahatsizligimdan dolayi hastaneye gitmistim. Doktor muayene esnasinda rahat olmam için benimle sohbete basladi. 'Ögrenci misin?' 'Evet.' 'Hangi üniversite?' 'Uludag.' 'Ben de oradan mezun oldum. Hangi bölümde okuyorsun?' 'Isletme' dedim ve bombayi patlattim: 'Siz hangi bölümden mezun oldunuz?' 'Sence?' Iste o an benim bittigim andi. Sabah ofiste telefonla konusuyordum. Telefonu omuzumla basimin arasina sikistirmistim. Elimin birinde cep telefonu, digerinde pogaça vardi. Cep telefonumu sarj etmek isterken sarj aletinin ucunu birden pogaçaya soktum! Gören oldu mu diye kafam? çevirince de müdürümle göz göze geldim. Siritiyordu. Iste o an benim bittigim andi. Lise 1. siniftaydim. Kimya dersinde "Isinan maddeler genlesir" konusunu anlatan hocamiz, 'Örnegin pirinç' deyince atladim: 'Haklisiniz hocam yaa! 2 bardak pirinci isitinca koca bir tencere pirinç pilavi oluyor.' Hoca, 'Oglum bu yemeklik pirinç degil, metal olan pirinç' deyince bütün sinif gülmekten yerlere yatmisti. Iste o an benim bittigim andi. Eve gitmek üzere Bakirköy dolmusu bekliyordum. Sigaramin kalmadigi aklima gelince önünde durdugum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Soföre parayi uzatip, 'Bir Monte Carlo' dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakip, 'Abi bu Bakirköy'e gider' diye cevap verdi! Iste o an benim bittigim andi. |
||
| SEVGİYİ BİLENLER | ||
| SEVGİYİ BİLENLER Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"diye. "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da "derviş kaşıkları" denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. "İşte" demiş ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz. Şunu da unutmayın: Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman..." |
||
| OLUR YA UNUTURSAM | ||
| OLUR YA UNUTURSAM >> >>Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı. "Eski gazeteniz >>varmı, bayan?" Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim, ama >>ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski >>sandalatler vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de size kakao >>yapayım." dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz >>bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel ekmek de hazırladım onlara, belki >>dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim >>minikleri. >> >>Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve >>yarıda bıraktığım işleri yapmaya koyuldum. Oturma odasında ki >>sessizlik dikkatimi çekti. Bir an kafamı uzattım içeriye küçük kız >>elindeki boş fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü ve "Bayan, siz >>zenginmisiniz?" diye sordu. >> >>"Zengin mi? Yo hayır!" diye cevaplarken çocuğu, gözlerim bir an >>ayağımdaki eski terliklere kaydı. >> >>Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin >>fincanlarınız ve fincan tabaklarınız takım." dedi. Sesindeki açlık, >>karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar >>dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. >>Teşekkür etmekten daha öte birşey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve >>fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. >>Sıcacıktı patatesler. >> >>Başımızı sokacak evimiz vardı. Bir eşim vardı ve eşimin de bir işi, >>bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi. >>Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. >>Çocukların sandaletlerinin çamur izleri halının üzerindeydi hala. >>Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. >> >>Olur ya; unutuveririm ne denli zengin olduğumu... >> >>Siz sakın unutmayın ne kadar zengin olduğunuzu. |
||