ÇALIŞ
Nüfus : -
İlçeye Uzaklık : 30
İle Uzaklık : 70
Muhtar : -
  Çalış, Haymana'ya 30 km, Ankara'ya 70 km mesafede yeşilliği, ağacı bol şirin bir beldemiz.
Çalış'ı Çalışlılar'dan dinlemek üzere Haymana'dan beldeye gidiyorum. Yolları çok kötü. Haymana tarafından girişte suyu buz gibi bir çeşme var. Belde, kavak ağaçların yeşilliğinden görünmüyor. 
İlkin belediyeye uğruyorum. Belediye Başkanı Ankara'da. Belediye encümeni Ramazan Sünger bana yardımcı oluyor.
Belde içinde dolaşırken imamla karşılaşıp tanışıyorum. İmam Mustafa UZUN Çorum İskilipli. 5 yıldır Çalış'ta. Buradan memnun. Çalış için ne söylersin diye sorunca 'halkı tam Anadolu insanı. Misafirperver, yabancıya karşı son derece hürmetkardırlar.' diye Çalış'ı kısaca tanımlıyor. Çarşıda görüştüğüm Çalışlılar'dan, 'beldenin geçmişiyle ilgili kimden bilgi alabilirim'' sorusuna H.Mustafa KOÇ  ismi ön plana çıkıyor.
GENEL BİLGİLER:

H.Mustafa KOÇ(1934 doğumlu)'u evinde imam ve belediye encümeni ile birlikte ziyaret ediyoruz. Mustafa Amca bizi meyve ağaçlarıyla dolu bahçesinde ağırlıyor. Güzel kaysılarından koparıp ikram ediyor. Ziyaret sebebimizi söyledikten sonra başlıyor anlatmaya: 'bizim köy Türkmen aşiretine mensup.Benim beşinci dedem, Nevşehir Avanos'un Çalış köyünden buraya göçediyor.
İlkin Kirazoğlu köyünün bulunduğu yere yerleşiyorlar. Burada develeri kayboluyor. Her tarafta aramalarına rağmen sonuç

alamıyorlar. En sonunda şimdiki beldenin kurulduğu yerdeki uzun kamışların arasına girmiş olabilecekleri düşünülerek oradaki yüksekçe bir tepenin üstüne çıkıp kamışlığı izliyorlar. Kamışlıkların ortasında bir kıpırdanma olduğunu görünce içlerinden biri kamışlıkların arasına giriyor ve develeri orada bulup çıkartarak Kirazoğlu'na dönüyorlar. Orada gördüklerini Kirazoğlu'ndaki yakınlarına anlatıp: 'burada su yok. Orası ise çok güzel, yeşillik ve suyu bol.' deyip diğerlerini de ikna ederek şimdiki yerleşim yerlerine 12 aile olarak göçediyorlar. Bu 12 aileden 6'sı burada kalıyor, diğer 6'sı da Durupınar'a(Totak) yerleşiyor. Köye daha sonraları Kırşehir, Polatlı'nın Kargalı ve Karahöyük köylerinden tekleme gelip yerleşenler olmuş.'
Beldenin ismi geldikleri yerden Nevşehir Avanos Çalış köyünden gelmektedir. Köyün adıyla ilgili bir diğer söylenti de halkının çalışkan olmasından ötürü bu ismin verilmiş olabileceği.
400 hanelik bir köy. Ankara'da çoğunluğu Sincan'da olmak üzere yaklaşık 400 hane Çalışlı aile var. Ankara'daki Çalışlılar'ın ekserisi memur ya da nakliyeci.
Beldenin ekilebilir 50.000 dekar arazisi var. Bu arazilerde arpa, buğday ve ayçiçeği ekimi yapılmaktadır.
Beldede 1 kahvehane, 2 bakkal, 1 petrol ofisi bayii, 1 çay ocağı var.
Çalış'ın çevredeki Totak, Culuk, Güzelcekale, Karacaören, Gölbek ile yoğun ilişkileri var.
Yaşlıların anlatışına göre beldede 40 oda varmış. Çalış'a gelen misafir aylarca burada rahatlıkla kalırmış. Odalarda sohbet eder, Cenk Kitapları, Siret-i Nebi'yi, Battal Gazi'yi, Allahısmarladık Romanları'nı okurlarmış.
Yine yaşlılar hanımlarının çok becerikli olduğunu, bunların yaptığı kilim, çorap, eldiven ve keçelerinin yörede meşhur olduğunu söylüyorlar.
Meşhur Yemekleri
'Culuk'un gözlemesi, Çalış'ın bazlaması' meşhurdur diyor cami önündeki yaşlılar. Ayrıca meşhur diğer yemeklerini de şöyle sıralıyorlar: 'biberli mercimek çorbası, haside, hoşmeri ve baklavamız'
 Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yıllarında Beldede Kaldığı Oda:
Beldenin içinde dolaşırken Ramazan Sünger'den Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı yıllarında köylerine uğradığında kaldığı odayı göstermesini rica ediyorum. Odanın o zamanın Çalış'ın zenginlerinden Hacı Mevlüt (GÖK) Ağa'ya ait olduğunu söylüyor. Odanın içini ve dışını gezdiriyor. Atatürk bu odada ayran içip yemek yemiş. Yunan askerlerinin mevzilerinin bulunduğu Uludağ buradan görülebilmektedir. Odada o zaman bile telefon varmış. Atatürk buraya Sındıran üzerinden Sındıranlı Donoğlu Haci'nın rehberliğinde cipiyle geliyor. Onu havadan  beyaz bir Yunan uçağı izliyor. Atatürk yol üzerindeki çeşmede durup havadaki uçağı dürbünle izliyor. H.Mustafa KOÇ: 'Babam da o sırada çeşmeye davarları sulamaya götürmüş' diyor. Donoğlu Haci'ye 'bu kim'' diye soruyor. O da 'Kemal Çet' diye cevap veriyor. Atatürk yol üzerindeki Fidan Bacı'nın evinin orada da durup Fidan Bacı'dan 'bacı bir ayran getir de içelim!' diyor. Fidan Bacı asker olduğunu anladığı bu kişilere: 'düşmanı köyümüze kadar getirdiniz de ne yüzle ayran istiyorsunuz''ı verip bu isteklerini geri çeviriyor. Beldeden ayrılırken Yunan uçağından bomba atılıyor. Ancak cipe isabet etmiyor, sığır sürüsüne denk geliyor. Çalış'tan iki kişi bu bombalarla şehit oluyorlar. Bunlar, Fadik'in Ali ile Güllü Kızının Mustafa adlarındaki gençler. Atatürk buradan Türk birliklerinin olduğu Culukla Çalış arasındaki Sivri mevkiine gidiyor. Yunan askerinin Çalış'a girmediğini de burada öğreniyorum.
RESMİ KURUMLAR:
İlköğretim Okulu, Sağlık Ocağı, Tarım Kredi Kooperatifi.
TANINMIŞ SİMALARI:
Köyden yetişmiş önemli simalar: Doç.Dr.Ramazan KOÇ(Gaziantep Ü.Fizik Böl. Öğretim Üyesi), Mesut DURAN(Binbaşı), Davut ŞEKER(Askeri Pilot), Halil KOÇ(Haymana eski İlçe Milli Eğitim Müdürü), Ziyaettin HAKBİLİR(Haymana Ziraat Borsası Başkanı), Osman HAKBİLİR(İl Encümeni), Ersen KOÇ(Haymana Gazetesi sahibi ve yazarı), Servet ÖZER(İşadamı), Hamza ÖZER(İşadamı), İsmail GÖZÜBÜYÜK(İşadamı, Belediye Başkanı), Mehmet KARAKOCA(Haymana Mahmut Hilmi Doğan İlköğretim Okulu Müdürü), Ali DEMİR(Haymana Atatürk İlköğretim Okulu Müdürü), Hüseyin EMEKTAR(İşadamı), Ömer Osman KARAKOCA(İşadamı).
Beldeden çevrede nam salmış 4 pehlivan çıkmış: Şeker Ahmet(KARAKOCA), İsmail Pehlivan(DALGIÇ), Koca Mustafa(ŞEKER), Duran Pehlivan(HAKBİLİR). Bu güreşçiler hem yağlı hem de kuru güreşlerde sırtları yere gelmemiş. 
İDARİ YAPI:
1992'de belediyelik oldu .Fatih ve Yavuz Mahalleleri var.
Belediye Başkanı            : İsmail GÖZÜBÜYÜK(AK Parti)
Fatih mahallesi muhtarı  : Hacı KARAKOCA
Yavuz mahallesi muhtarı: Mehmet KARAHÖYÜK                
ULAŞIM:
Haymana ve Ankara'ya hergün belediye otobüsleri yolcu taşımaktadır. Beldeden hergün saat 07.00'de Ankara'ya otobüsler Culuk-Boyalık üzerinden gitmekte, 15.00'te de dönmektedir. Ankara'daki otobüslerin durak yeri İtfaiye Meydanı'dır. Haymana'ya ise otobüs 08.00'de gider, 14.00'te de döner.
BELDENİN SORUNLARI:
En Büyük Sorunları Belediyelerinin Bu Yıl Sonuna Kadar Kaldırılacak Olması
Son sayımda nüfusu 1203 olarak tesit edilmiş. En büyük sorunları da yeni belediye yasasıyla nüfusları 2000'in altında kaldığı için belediyelerinin kaldırılıp köy statüsüne dönecek olmaları. Beldede 7 yıl belediye başkanlığı yapmış ve ilk belediye başkanı Halit KOÇ, bu konuyla ilgili üzüntülerini; 'belediyenin kurulmasında çokça emeğim oldu. Belediye kalkarsa köyden adeta cenaze kalkmış gibi olacak' diyor. Belediyelerinin kalkmamasının tek çıkar yolunun Culuk köyünü ikna edip kendilerine bağlanmasını sağlamak olduğunun da farkındalar. Bu uğurda Belediye Başkanlığı'nı dönüşümlü olarak Culuk'a vermeye razılar. Birkaç defa Culuk'a Çalış'ın ileri gelenleri gidip bu yöndeki tekliflerini sunmuşlar. Şimdi cevap bekliyorlar.
Cami önünde görüştüğüm yaşlılar sorunları şöyle sıralıyorlar: 'yollarımız kötü, yapılacak denildi, hala bir ses yok.  Her evde sular akıyor ancak kötü, içilecek gibi değil. Sağlık ocağımızda doktor yok. İşsizlik had safhada, gençlerimizin çoğu boş geziyor.'stafa BAHÇECİ 'ekinler para etmiyor, alan da yok.' diye de çiftçilikle geçinen tüm köylülere tercüman oluyor. Oradan bir amca da 'Tayyip'e söyle bizim belediyeyi kapatmasın, ne istiyor bizim belediyeden' diyor, ben de gülerek 'olur amca, görünce söyleyeceğim!' diyor, herkese gösterdikleri sıcak ilgiden dolayı teşekkür edip vedalaşarak beldeden ayrılıyorum

Hazırlayan : Enver YURTDAŞ
enveryurtdas@mynet.com.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÇALIŞ KÖYÜMÜZÜN GEÇMİŞİNDEN BİR KESİT
 
18 yüzyılın ortalarına doğru, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün hızlandığı yıllarda, Derebeyliklerin ortaya çıkıp, güçlü olanın asıp kestiği dönemlerdir. İşte bu yıllarda Yozgat ve havaliside bu durumdan nasibini alan bölgelerdendir.Ki bu bölge anılınca ilk akla gelen ÇAPANOĞLU derebeyliğidir. Bu bölgede kanunda nizamda bunun sözleridir, bölgeyi istediği gibi yönetmektedir. Yüzlerce adamı vardır, astığı astık kestiği kestikdir. Bu havalideki birçok köyü kendisine bağlamıştır. Bu köylerden biride Taf Köyü idi. Kendine bağlı adamların geçimlerini bu yöreden topladığı haraçlarla sağlamaktadır. Bu adamlar heryıl hasat mevsimi köylere çıkarlar haraçlarını toplarlardı.
 
            Biraz bu Taf köyünün oluşumundan bahsedelim. Boğazlıyan Taf?ın oluşumu ? Tomarza?nın Afşar Taf?ından (Cingöz Taf?ı) gelenler tarafından kurulduğudur. Tomarza?nın Afşar Taf Köyü Dadaloğlunun Köyüdür, aynı zamanda şimdiki adları Bogazlıyan Taf(Özler), Tomarza Taf (Özlüce) adlarını almıştır. Osmanlı döneminde Dadaloğlunun Osmanlıya kafa tutmasıyla, Osmanlı bölgede temizlik harekatına girmiştir bir çok aileyi Yozgat, Adana, Nevşehir ve Maraş tarafına göçettirmiştir veya sürgüne gönderilmiştir. Yozgata gelenler Bozok boylarıyla(Türkmen) karışmışlardır. Yozgat ismi Bozok, Yozkent ve sonradan Yozgat olmuştur. Celali ayaklanmalarına kadarki sürede derebeyliklerle yönetilmek insanın bilinç altına yerleşmiştir. Gözü karalık, tez canlılık, belirli baskılar, psikolojik acılar ve sıkıntılar insanımızın yaşam şekli olmuştur. Buradan anlaşılan bizim boylarımızın Dadaloğlu aşiretine kadar uzanmaktadır. Dadaloğlu aşiretinde de bizdeki gibi Yazıcıoğulları, Koçaklar,Solaklar, Aydınlar vs. gibi soyisimler ve gruplar mevcuttur. Bütün bunlar tesadüf olamaz. Bu beyanlar Tomarza da arşivlerde mevcuttur. Solakları Memiş Ağa yanında getirmiştir digerleri gibi. Menşei olarak özbe öz Afşar olmalarına karşın Yozgat bölgesinde diger Türk boyları ile karışmışlardır.
 
            Yine böyle bir güz sonu hasat alınmıştır. Adamlar kollara ayrılarak, çeşitli bölgelere haraç toplamaya giderler. Sıra TAF köyüne gelip haraçlar toplanırken o güne kadar beklenmedik bir durum olmuş. Karşılarını ÖMER diye iri kıyım onyedi onsekiz yaşlarında bir delikanlı çıkmış.
 
* * * *
 
            Memiş Ağa altmış yaşlarındadır. Uzun yıllardır evlidir, fakat çocukları olmamıştır. O yörenin çok sevilen sayılan bir adamıdır. Zamanına göre çok zengin sayılır.Halleri vakitleri yerindedir. Varlıklı bir aileden gelmektedir. Davar sürüleri ve çok arazileri vardır, geçimlerini bunların işletilmesiyle sağlamaktadır. Bütün bu işlerin yapılabilmesi için çok adama ihtiyaç vardır. Bu adamlar bu işlerde ailecek çalışmaktadır. Erkekler tarla, bağ, bahçe, çobanlık  gibi arazideki işleri yaparken hanımlarda çiftliktedi işleri yapmaktadır. Hayatın akışı bu şekilde devam edip gidiyordu.
 
            Memiş Ağanın bir köy odası vardı. Gelen geçen burada konaklardı. O günün şartlarında yolculuk hayvanlarla yada yaya olarak yapılırdı. Buda köyden köye gidişlerde dahi çok zaman alırdı. Hava kararmaya başladımı en yakın köyde konaklanırdı. Taf köyüde böyle durak köylerinden biri idi. Bu köydede Memiş Ağanın evinde konaklanırdı. Bazen olurduki birçok misafir peşpeşe gelirdi. Bunların yemesi, içmesi, yatak ihtiyaçlarının karşılanması oldukça zahmetli bir işti. Bu durum Memiş Ağanın yaşlı hanımına zor geliyordu. Misafir çok gelince zaman zaman bunalıp söyleniyordu.
 
            Memiş Ağanın ayrıca birde yeğeni vardı Hafız Mükremin. Bunlarda aynı avlu içinde otururlar herşeyi ortak paylaşırlardı. Hafızın misafirlerinide Ağanın hanımı ağırlardı. Bu durum yaşlı hanımın hem gücüne gider hemde söylenirdi.       Bütün yük yaşlı hanımın üzerinde idi. Bu yükün altında fazla dayanamıyan Ağanını hanımı vefat eder.
 
            Ağa bir süre bekar yaşamış, birgün akrabaları bir araya  gelir. Kendisine evlenmesini bir hayat arkaşı bulmasını söyler. Ağa bu sözlere acı acı güler, yeterince yaşlı olduğunu  yetmiş yaşını aştığını, ömrünün az kaldığını söyler. Ama akrabaları çok ısrarlıdır. Ağa derki bana uygun fazla elden ayaktan düşmemiş yaşlı bir kadın bulursanız olur der. Ama akrabalar hayır der, genç olsun belki çocuk olur, ayrıca sana daha iyi hizmet verir der Bu olaylardan kısa bir süre sonra Memiş Ağa ve dayısı Kemal Çelebi Yozgat?a giderken dayısı evlenmesi için ısrar eder. Memiş ağa iyide der bu yaşta bana kim kız verir der, dayısı da sen dünür gönder ben kızımı veririm der. Ve sonunda onu evlenmeye ikna eder. Hemen akrabaları dayısı olan Kemal Çelebinin kızını isterler. Olurdu olmazdı sonunda Ağa ikna edilir. Bu durum çevrede olumsuz tepkiler alsada  sonunda gelin getirilir.
 
            Bir yıl sonra Ağanın hanımı doğum yapar, bir erkek çocukları olur ve adını ÖMER koyarlar. Ömer oldukça sağlıklı gürbüz bir çocuktur. Ömer?in yaşı ilerdikçe diğer çocuklardan farkı net bir şekilde ortaya çıkar. Bu çocuk yaşıtlarına göre fazlasını yapmaktadır. Onbeş onaltı yaşına geldiğinde oldukça uzun boylu geniş omuzlu yirmisini gösteren yiğit bir delikanlıdır. Ömer tuttuğunu kopartan, ata iyi binen, iyi kılıç kuşanan, çok iyi güreş tutan aranılan başpehlivandır. Artık Ömer onsekizine gelmiştir, hiçbir kuvvet durduramaz olmuştur.
 
            İşte Ömer rüzğar gibi estiği, şimşek gibi çaktığı dönemde Çapanoğlunun adamlarının haraç için geldiği haberini alır. Herkese bunlara karşı koymayı haraç vermemeyi önerir, ama şiddetle karşı çıkarlar. Özellikle Memiş Ağa karşı çıkar. Çünkü iyice yaşlanmıştır oğluna bir şey olmasından korkmaktadır. Ama Ömer kafaya bunu iki üç yıldır koymuştur. Karşı konduğunda pes ettireceğine inanmaktadır. Aklına birkere koymuştur artık kimse durduramaz.
 
            Adamları köy meydanında karşılar. Onlara bir daha bu köye gelmemelerini söyler. Fakat adamlar derhal üzerine yürürler, fakat Ömer onların hepsini döver gönderir. Adamlar Yozgat?a döner, Çapanoğluna Taf Köyünün, Memiş Ağanın oğlu Ömer?in liderliğinde kendilerine saldırdığını söylerler (Memiş Ağa ile Çapanoğlu birbirlerini çok iyi tanımaktadırlar). Bu durum Çapanoğlunu çileden çıkarmaya yeter. Derhal otuz atlı adamını Taf köyünün üzerine salar. Ömer?i yakalayıp huzura getirmelerini ister. Durumu tahmin eden Memiş Ağa adamlarını ve sürülerini alarak derhal köyden uzaklaşmaya başlar. Memiş Ağanın Kayseri yöresinde çok iyi tanıdıkları vardır. Bu durumu Çapanoğlunun adamlarıda bilmektedir. Adamlar köye geldiğinde köyü boş bulurlar. Fakat yeğeni Hafız Mükremini yakapaça alıp bir adamları ile Yozgata gönderirler.(Hafız Mükremin medrese eğitimi almış dini işlerle uğraşan bir insandır. Ne Memiş Ağaya nede Ömer?e benzemektedir).  Kayseri istikametine gitmiş olacağını düşünerek bu yöne doğru at koştururlar. Memiş Ağa durumun böyle olacağını tahmin ettiğinden tam ters yönde hamam(Kozaklı) istikametine doğru hızla yol almaktadır. Birde sürülerin fazla olması hayvanların ihtiyaçlarının karşılanması hızlarını kesmektedir. Günlerce yolculuktan sonra Göreme vadisine varırlar. Burada Maccan(Avcılar) köyüne yerleşirler. Buradaki mağaralarda biryıl kalırlar.
           
            Bu arada hatırlanması gereken bir konu daha var. Taf?da Memiş Ağa ile Fevzi Ağa?nın arasın bir itilaf vardır. Bu olayında köyü terketmelerinde etkisi olmuştur. Çünkü Fevzi Ağa?nın Çabanoğlu ile arası iyidir, Çapanoğluna yardımcı olacağı düşünülmüştür.
 
            Bu bölge bunlara yetmez. Çünkü hayvanların büyük meralara açık arazilere ihtiyaçı vardır. Bu araziler otlak için verimsizdir. Bu arada Ömer de izini kaybettirmiştir.
 
            Ömer sürülerini ve adamlarını alır kendilerine yetecek bir arazi aramaya başlar. Bir süre dolaştıktan sonra sivri tepeli dağın eteklerine gelirler. Bir bakarlarki uçsuz bucaksız biryer, tam aradıkları gibi. Geniş otlakları suları olan bir yerdir.
            Dağın eteğinde konaklarlar, adamlarını alır aşağılara iner ve arazinin ortasındaki kerpiçten yapılmış çiftlik evine gelirler. Burada birkaç aile yaşamaktadır. Buranın Emin Ağanın Çiftliği olduğunu söylerler. Kendilerinin çiftliği idare ettiklerini burasını ekip diktiklerini anlatırlar. Bunlardan müsaade isterler, burada hayvanların otlamısına izin verilmiştir, hayvanlarına iyi bir yer bulmuştur. Bu bölge Yarabsun(Gülşehir) Mutasarrıflığına bağlıdır, hiç vakit kaybetmeden oraya gider gerekli evrakı alır. (O zaman Tımar sistemi vardır, devlet toprak satmaktadır. Mülk sahibi olunmaktadır.)  Burayı alabilmek için İstanbul?a gitmesi gerekmektedir. Kuzey istikametinden Samsuna çıkar oradanda gemiyle İstanbul?a geçer. Evrakları Gülşehirli Karavezir Paşa?ya mühürletir. Otuzbin sarı liradır(yani altın) vererek İkiyüzbindönüm araziyi satın alır(Tapusu hala durmaktadır). Aynı istikametten yirmi gün içinde döner. Artık bu koskoca arazi kendisinin olmuştur. Bu bölgeye ÇALIŞ ismi verilmiştir.
 
            Artık eski düzenlerini burada kurmuşlardır. Eski zenginliklerine tekrar kavuşmuşlardır. Fakat açık bir arazi korunmak gerekir. Malum eski düşmanlar var her an haber alabilirler. Ayrıca her önüne gelen çete kurup her yeri haraca bağlıyor.
 
 Kaçarken kendilerine çok sadık insaları getirebilmişlerdir(Bu çok sadık adamlardan bir kısmı İncikler denen Yani SÖNMEZ soyisimli kişilerin dedeleri). Bunlarda birkaç aileden oluşmaktadır. Bunlar bütün işleri çekip çeviremiyorlar. Bütün işlere yetişmek imkansız. Birde korunma meselesi ortaya çıkıyor. Her yönüyle birçok insana ihtiyaç vardır. Çevre köylerdeki konar göçer ailerin birçoğunu köye çağırmıştır. Bunlara yer vermiş, arazi vermiş bunların yerleşik düzene geçmesini sağlamıştır. Köyün nüfusunu artırıp saldırılara karşı daha güvenli bir ortam oluşturmuştur.
 
Memiş Ağanın Kızkardeşi evli olduğu için kaçarlerken onu götürememişledi. Hem Halasını(Amesini) özlemiş hemde yavuklusunu görmek istiyordu. Bu bahane ile Taf?a gitmeye karar verir. Fakat babası izin vermez. Çünkü Çabanoğlunun onu orada takip ettireceğini bilmektedir(Çapanoğlunun yakın adamlarından birisinin Memiş Ağa ile arası çok iyidir, durumdan haberdar etmiştir). Bir bayram sabahına denk getirir, birkaç adamı ile köye girer. Köy oldukça tenhadır, erkeklerin hepsi camidedir. Halasını görmüştür, istediği kızın meselesini açar Halasına. Kıza haber gönderirler, kızla buluşma yerinde görüşürken, Çapanoğlunun adamları köye geldiğini haber almıştır. Buluşma yerine gelince  Çapanoğlunun adamlarından birkaçı gizlice gelip Ömer ağa?ya haber verirler.(Çünkü çapanoğlu gurur meselesi yapmıştır, bayramda geleceğini düşünerek köyü takipe aldırmıştır.) Ömer ağa kızı bıraksa adamların sıkıntı vereceğini bilmektedir. Bunun için kızıda atın terkisine attığı gibi dolu dizgin köyden uzaklaşırlar. Böylelikle Ömer ağa evlenmiş olur.
 
            Burada bahsi geçen at sütbeyazıdır. Bu at yavru iken Ömer ağa?nın elinde büyümüştür. Birbirleri ile bakışları ile anlaşır hale gelmişlerdir. At sahibinden başkasını sırtına bindirmez, sesine gelir, onu görmeyince huysuzlanır. Beyazat artık sahibi ile bütünleşmiştir.
 
            Bu arada Memiş Ağa?da doksan yaşını aşmıştır, hanımınıda kaybetmiştir. Bu olay onu çok üzmüştür. Derki ?Ben doksan yaşını aştım, hanım ellisine gelmeden gitti?.
 
            Ömer Ağa konaklamak için büyük bir köy odası yaptırır. Yanına da büyükçe ahırlar inşa ettirir, gelen misafirlerin hayvanlarının barınıp dinlenmesi için.(Bu günkü Ahmet Efendinin çocuklarının oturduğu yer.) Çevredeki bütün köylere haber gönderir, buraların ileri gelenlerini yemeğe davet eder. Zamanın en gözde yerlerinden biride Fakılı kasabası imiş. Çünkü burada tren istasyonu varmış buradanda adamlar gelir. Ve böylece bu genç Ağa ile tanışırlar. Artık bu havalide Ömer Ağa?da vardır.
 
 * * * * *
 
Bu arada Ömer Ağa ikinci evliliğinide yapmıştır.
İlk hanımından HACIALİ, HACIİSMAİL, HACIKENAN ve kızlar olur.
            İkinci evliliğinden ise HACIEFENDİ, HACIBEKİR, HACIYAŞAR ve kızlar olur.
 
           
* * * *
Zamanın şartları içerisinde eşkıya olayı bütün hızıyla devam etmektedir. Bu tür olaylara Ömer Ağa?nın hiç tahammülü yoktur. O bölgede de Delibaş ve çetesi nam salmıştır. Halktan zorla haraç toplamakta kadınlara kızlara sarkıntılık etmektedirler. Halk iyice bezmiştir. Bu durumları Ömer Ağa haber alıyordu, fakat olay kendisinden uzaktı ama çok huzursuz oluyordu. Şimdiye kadar kendisinden hiç haraç istenmemişti, fakat kendisinede sıra geleceğini biliyordu. Eşkiyanın geldiği güzergahdaki köy ileri gelenlerine haber gönderir ve bir plan yapar. Bu plana göre eşkıya gelirken köyler birbirlerine haber verecektir. Bunun sonucu gelinler genç kızlar, yiyecekler ve hayvanlar saklanmaktadır. Ve böylece birçok şey korunacaktır.
 
            Eşkıya baskınlardan eliboş döner, bunun sonucunda araştırıp soruştururlarki olayın Ömer Ağa?nın başaltından çıktığını öğrenirler. Bir gün delibaş çetesini alıp Ömer Ağa?nın köyü Çalış?a aniden gelir. Ömer Ağa?nın odasına misafir olurlar. Yenilir içilir, o gece misafirler ağırlanır. Fakat Ömer Ağa durumu sezmiştir ama hissetirmemektedir. Çünkü aileye zarar verebileceklerini düşünür. Daha sonra misafirler kalkar giderlerken, Ömer Ağa?ya hadi sende geliyorsun derler. Ömer Ağa   gitmek zorunda kalır. Zira adamlarının hepsi silahlıdır ve kırk kişi kadarlardır. Kendi adamları zaten az silahsız ve hazırlıksızdır yapılacak fazla bir şey yoktur. Beyaz atına atlar ve yola düşerler. Altıpınar yolundaki bağların arkasındaki tepelere gelirler. Buradaki kürkcü( şimdiki adı) denilen mağaraya girerler. Ömer Ağa?yı attan indirirler öldüresiye döverler ve öldüğünü zannedip giderler. Bu arada beyaz atı ele geçiremezler. At kaçıp köye gelir gece vakti kapının önünde kişneyip tepinmeye başlar. Zaten durumun böyle olacağını tahmin eden adamları beklemektedirler. Beyaz at önde mağaraya gelirler, Ömer Ağa?yı ölü vaziyette alıp köye gelirler. Köye gelince yaşadığı anlaşılır. Hemen bir boğa kesilir, derisi ağa?ya sarılır. Ağa üçay yataktan çıkamaz. Bünyesi oldukça güçlü olduğu için ağır çürükleri iyileştirir. Artık eski sağlığına kavuşmaya başlamıştır. Bir süre sonra iyice kendine gelir, artık   iyileşmiştir.
 
            Kayseriye gider, çok sayıda silah ve bol miktarda barut alıp atlara yükleyip köye döner.
 Bu arada köye yeni gelenler olmuştur,  bunların bir kısmı marangoz, inşaatcı vs işler yapmaktadır.  Bunlarada çağrıda bulunup, Köyde eli silah tutanlarıda toplayıp köyde kendine özgü bir birlik kurar. Hergün bunlara köyde atış talimi yaptırır. Bir süre sonra yine Kayseriye gidip barut ve ilave silahlar alır. Yine eğitime devam eder, adamları iyice yetiştirmiştir. Yine haraç toplama zamanı gelmiştir. Delibaş eşkiyasının geldiği köylerden haber gelir, yola çıktı geliyor diye. Ömer Ağa ve adamları eşkiye çetesini karşılarlar. Büyük bir çatışma sonucunda Delibaş eşkiyasının bütün adamları öldürülür. Delibaşın başını kesip bir sopanın ucunda haraç aldığı köylerden geçirilir. Böylece bütün bölge huzura kavuşmuş, rahatlamıştır. Bu olay Kayseriye kadar bütün bölgede sevinç yaratmıştır.
 
            Ömer Ağa yine bir gün Kayseriye gitmiştir. Hükümet Konağının önünden kalabalıktan geçerken, at kendine has uslubu ile sağa sola selam vererek halkı selamlamakta, adeta dans edercesine yürümektedir. Atı görenler hayranlığını gizleyememektedir. Aynı durumu Kayseri Valiside pencereden hayranlıkla izlemiştir. Adamlarına emir verir, şu köylünün altındaki atı alıp gelin der. Yardımcısı o zaman derki ?Aman efendim der, O köylü Çalış'lı Ömer Ağa, delibaş çetesini yok eden kişidir? der. (Kayseri yöresi delibaş çetesinden çok çekmiştir.) Vali yanına çağırır ve kahve ikram edip sohbet ederler.
 
* * * *
            Bu arada bahsetmemiz gereken amcasının oğlu Hafız Mükreminin durumu. Artık Hafız Mükremini de köye almanın vakti gelmiştir.
Çapanoğlu, Hafız?ı yakalatıp götürmüş bir süre zindanda tutmuştur. Namaz vakitlerinde gardiyandan izin isteyip ibadetini yapar. Bu durumu Çapanoğlunun hanımına iletirler. Oldukça dindar bir insan olan çapanoğlunun hanımı bu kişinin hafız olduğunu, ilim tahsili yaptığını öğrenmiş olur. Ve kocasına yalvarıp serbest bıraktırır. Böylelikle Hafız Mükreminde serbest kalmış olur. Daha sonra Ömer ağa?nın yanına gelir. Bugünkü Temiz ve Üçgül soyisimli ailelerin dedeleridir
 
            Köye gelen göçleri  yine kabul etmektedir. Bu insanlardan hem iş gücünden yararlanmakta, hemde eşkıya baskınlarından korunmak için güç oluşturmakta.
Ustalar diye bilinen soyun reisi Ahmet Ustadır, Kayseri yöresinden gelmişler marangozluk ve inşaat işlerinden anlamaktadırlar. (Bu günkü Çetin soyisimli insanlar).
Solaklar Bogazlıyan havalisinden gelmişlerdir. (Şimdiki Solmaz?lar, Aksu?lar, Bülbül?ler).
 Kemelller (Şimdiki Yıldız?lar, Şen?ler), Ateş?ler sülaleside aşağı köylerden gelmiştir ve diğerleri gibi köye yerleşmelerine müsaade edilmiştir.
                                                                            
   
 
 
 
Kaynaklar:
 
1- Tomarza İlçesi nüfus müdürlüğünden alınan bilgiler
2- Görsel ve duyumsal Kaynaklar (-büyüklerden) v.s. gibi.


<< Geri